70 yıl sonra yine Ruszkik Haza!

Liberal demokrasi ideallerinden otoriterliğe geçiş: Viktor Orban'ın hikayesi Doğu Avrupa'da yükselen otoriter liderlerin ortak yolunu mı gösteriyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, 1989'da Sovyet işgaline karşı demokrasi çığlığı atan genç lider Viktor Orban'ın, 30 yıl sonra Macaristan'ı otoriter bir sisteme dönüştürmesinin hikayesini anlatıyor. Yazar, Soros'un desteğiyle yetişen liberal idealist bir gencin neden kendi idealleri tersi istikamete gittiğini sorguluyor. Ekonomik başarı ve güçlenme, demokrasiye dönüştüğü mü yoksa sistemin onu dönüştürdüğü mü sorusu açık kalıyor?

30 Haziran 1989 günü Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de 100 bini aşkın kişi 31 yıl gecikmeli bir cenaze töreni için toplanmıştı.

Cenazesi yeniden kaldırılan kişi 1958'de "vatana ihanetten" idam edilmiş 11 günlük eski Macaristan Başbakanı Imre Nagy'di.

1953 yılında Stalin'in ölümünden sonra Macaristan İşçi Partisi genel sekreterliğine ve başbakanlığa seçilen Nagy, siyasi ve ekonomik reformlarla katı rejimin iplerini gevşetmeye çalışınca iki yıl sonra Moskova'nın desteğini kaybedip görevden alınmış, komünist partisinden ihraç edilmişti.

Kendisi de inanmış bir komünist olan Imre Nagy'nin açılımlarına izin verilmeyince tek parti rejiminden bunalan Macarlar, 1956 yılında sokağa çıktılar.

Öğrenci eylemine polisin ateş açması protestoları bir ayaklanmaya dönüştürdü.

23 Ekim 1956 başlayan ayaklanmayla Sovyet destekli iktidar yıkıldı. Başbakanlığa da yarım kalmış reformları tamamlamak üzere Imre Nagy getirildi.

Nagy, ülkeyi bir liberal demokrasiye çevirmek değil, Yugoslavya tipi bağımsız, yerli bir sosyalist cumhuriyet kurmak istiyordu.

Macaristan'daki yeni devrimci hükümetin ilk kararı da bu yüzden Varşova Paktı'ndan ayrılmak oldu.

Yeni Macar hükümeti BM'den bu kararın uygulanabilmesi için destek istedi.

Ama her şey bugün Ukrayna'nın başına gelenler gibi oldu.

İkinci Dünya Savaşı'ndan yeni çıkmış dünyada Batılı ülkeler Sovyetleri karşılarına almayı göze alamadılar.

Bunu bilen Moskova, "CIA operasyonu" dediği Macar Devrimi'ni bastırmak için harekete geçti.

4 Kasım 1956'da Sovyet tankları Macaristan'a girdi.

Hava ve kara birliklerinin katıldığı "Kasırga Operasyonu"nda Sovyet tankları sivil asker demeden binaları vurdu, şehirler havadan bombalandı.

Ama Sovyet ve işbirlikçi komünist Macar güçleri karşılarında direnen Macarları buldu.

10 gün süren işgal sırasında 2500 Macar ve 722 Sovyet askeri öldü.

10 Kasım 1956'da Sovyet tankları Budapeşte'ye girdi ve Macar Devrimi bastırıldı. 150 bin Macar ülkeden kaçtı.

Yugoslavya'nın Budapeşte'deki büyükelçiliğine sığınan Başbakan Imre Nagy tutuklandı, Sovyet yanlısı Macar hükümetinin askeri mahkemesi tarafından "vatana ihanetle" yargılanıp, iki yıl sonra da idam edildi.

Sadece ailesinin katıldığı bir cenazeyle gömüldü.

31 yıl sonra 1989'da bütün Doğu Avrupa'da yine Sovyetlete karşı değişim rüzgarları esmeye başlamıştı.

Yıl sonunda Berlin Duvarı'nın yıkacak değişim rüzgarları Budapeşte'de de komünist tek parti rejimini sarsıyordu.

Macaristan'da Sovyet işgalinin ve tek parti rejiminin bitmesini isteyenler sokaklara çıkmışlardı.

30 Haziran 1989 günkü cenaze büyük bir gösteriye döndü.

Budapeşte'nin Kahramanlar Meydanı'nda Başbakan Imre Nagy ve dört arkadaşı için yapılan 31 yıl gecikmeli cenaze töreni için 100 bini aşkın insan toplandı.

Meydandaki büyük kalabalığı coşturan ise 26 yaşındaki genç bir adamın yaptığı konuşma oldu.

O uzun saçlı, sakallı öğrenci liderinin adı Victor Orban'dı.

Orban'ın Rus işgali ve komünist diktatörlüğe karşı her cümlesi kalabalığın çoşkulu alkışlarıyla kesildi:

"1848 Devrimi'nden ve 1956 Devrimi'nden bu yana amacımız hiç değişmedi. 1848'de de 1956'da da gençlerimiz Macaristan'da Avrupai bir sivil demokrasi kurmak için savaştılar... Onların kaderinden demokrasi ve komünizmin asla birlikte olmayacağını öğrendik... 1956 yakın zamana kadar milletimizin Batılı refaha doğru yürümesi için son şansıydı. Devrimizin bastırılması bizi zorla Asya'nın çıkmaz sokaklarına döndürdü... Eğer kendi gücümüze inanırsak komünist diktatörlüğü bitirebiliriz. Yeterince kararlı olursak, iktidar partisini özgür seçimlere zorlayabiliriz. Eğer 1956 ideallerini unutmazsak Rus askerlerinin derhal ülkemizden çekilmesini konuşacak bir hükümet seçebiliriz. Ancak yeterince cesur olursak devrimin bütün amaçlarını gerçekleştirebiliriz. 1956'da kendi yoldaşlarını katleden komünist siyasetçilerin boş vaatlerine artık inanamayız. Bunun başka bir yolu yok."

Bu cesur konuşmayı yapan 26 yaşındaki Victor Orban, 80'lerin ortasından itibaren üniversite öğrencisi olarak komünist rejim karşıtı hareketlerin içinde yer almıştı.

1983 yılında Hukuk Fakültesi'nde 1956 Devrimi'nde Imre Nagy'nin yardımcılarından, siyasi düşünür Istvan Bibo'nun adını taşıyan Bibo Koleji adlı muhalif düşünce grubunun kurucuları arasında yer aldı.

Muhalif entelektüel Szazadveg (Yüzyılın Sonu) adlı derginin editörlüğünü yapıyordu.

Avukat olarak üniversiteden mezun olduktan sonra bir grup arkadaşıyla birlikte 1988 yılında Fidesz'i (Fiatal Demokratak Szövetsege/ Genç Demokrat Birliği) kurdu.

Fidesz, anti-Sovyet ve anti-komünist gençlik hareketleri içinde kısa sürede sivrildi.

Orban, forumlarda konuşuyor, yürüyüşlere katılıyordu. Bir gösteride gözaltına alınmasını engellemeye çalıştığı eski bir siyasetçiyi korumaya çalışırken polis copla başını yarmıştı.

Fidesz hem aktivist hem de entelektüel bir hareketti. Orban, 1988 yılındaki bir yazısında Macaristan'ın diktatörlükten demokrasiye geçişinde ana unsurunun sivil toplumun yeniden doğuşu olduğuna inandığını yazmıştı.

Bu fikrinin oluşmasına o yıl eski bir anti-komünist siyasetçi referansıyla tanıştığı bir ismin etkisi büyük olmuştu: George Soros...

Orban, Budapeşte doğumlu Amerikalı milyarder Soros'un desteklediği Orta ve Doğu Avrupa üzerine çalışan bir merkezde uzman olarak bir süre çalıştı.

Bu sırada genç Orban, Oxford'dan kabul almıştı. Sivil toplum üzerine çalışmak istiyordu.

Burs için yine aynı ismin kapısını çaldı: Soros'un...

Soros'a yazdığı burs mektubu yıllar sonra Fransız L'express tarafından bulunup yayınlandı:

"Sivil toplum kavramını yalnızca Hegel veya Marx aracılığıyla biliyoruz. Liberal İngiliz geleneğinde buna nasıl yaklaşıldığını merak ediyorum (...) Oxford'da tanınmış uzmanlarla tanışmak benim için çok önemli olurdu."