Televizyon izliyordum... Birkaç kanalda, haftalardır olduğu gibi, CHP konuşuluyordu... Tartışılıyordu.
Konuşmacılardan birinin... CHP'nin eski Ankara İl Başkanı... Eski milletvekili... TBMM eski Başkanvekili Yılmaz Ateş'in sözleri dikkatimi çekti:
"Allah, Cumhuriyet Halk Partisi'ni basındaki yandaşlarından korusun."
Yazımızın sonunda söyleyeceğimizi, ilk başta söyleyelim:
Siyaset ile medya... Siyaset ile para ilişkileri, ülke gündeminin önemli konularından biri haline geliyorsa;
Siyasetin de, medyanın da itibar ve güvenilirliği yara alır.
Türkiye'de yaşanan, maalesef, tam da budur.
***
'Partili gazeteciler'
Gazetecinin de, herkes gibi, oyunu verdiği bir parti, beğendiği/ sevdiği bir lider vardır... Doğaldır.
Aynı şekilde, karşı olduğu ve beğenmediği bir parti/lider de olabilir... Doğaldır.
Ama... Fakat... Lakin;
Gazeteci şu veya bu partinin... Amigosu... Militanı... Avukatı değildir.
Sözümüz ona, buna, şuna değil... Ortaya.
Siyaset-medya ilişkilerinde ölçü önemlidir... Orantısız övgü de, hakarete varan öfke de;
Bazı çevrelerin hoşuna gidebilir, alkış da getirebilir... Ama doğru değildir.
İtibar kaybına yol açar.
***
Özeleştiri zamanı
Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1935 yılındaki kurultayında kabul edilen tüzüğünde partili gazeteciler maddesi vardı... Biliyor muydunuz Tüzük... Dokuzuncu kısım... Madde 146:
Sahibi CHP'li olan gazete ve dergilerin yazıları ile parti üyelerinin yazdıkları ve çıkardıkları eserler, parti prensipleri bakımından göz önünde tutulur.
İsteyen partili gazeteciler, dergiciler ve yazarlarla bu yolda görüş birliğine yarayacak heyet ve toplantılar yapılır.
Parti kapitali ile ilişkili ve yönetiminde etken bulundukları gazete, dergi ve basmalarda parti program ve tüzüğüne aykırı yazılar çıkartmazlar.
CHP'nin 1938'de yapılan kurultayında ve kabul edilen tüzüğünde bu madde aynen korundu.
Ama... Artık 1930'larda değiliz.
2026 Türkiye'sinde siyaset-medyapara- sarı zarf içerikli konular gazetelerin manşetlerine çıkıyorsa... Televizyonların ana haberlerinden biri haline geliyorsa...
Herkesin, şapkayı önüne koyup düşünmesi... Özeleştiri yapması gerek.
***
Zaman tünelinden...
Darbe (12 Eylül 1980) sonrasıydı... Demokrasiye dönülmüştü. İktidarda... Anavatan Partisi- Turgut Özal vardı. Muhalefette... Sabun gibi eriyiveren, askerlerin kurup/yönettiği MDP'yi (Milliyetçi Demokrasi Partisi) saymazsak;
Sağ mahallede... Emanetçi genel başkanla Doğruyol Partisi yükselmeye çalışıyordu.
Sol mahallede ise... Bölünme vardı... Başında Erdal İnönü'nün olduğu SHP ile... Rahşan Ecevit'in liderliğindeki DSP.
Ve... Arkadan iten iki lokomotif... DYP'nin arkasında Yasaklı Süleyman Demirel... DSP'nin arkasında da yasaklı Bülennt Ecevit.
Sol mahallenin güçlü/etkili yayın organı... Cumhuriyet Gazetesi... İki arada bir derede kalmıştı.
Sonunda... Cumhuriyet mahalledeki güçlüden yana tavır koydu... İnönü'den, Sosyal Demokrat Halkçı Parti'den yana.
DSP... Rahşan Ecevit... Bülent Ecevit'in yazdığı seçim şarkısı ile yurdu dolaşmaya başladı:
"Gözün aydın Türkiye, ak güvercin geliyor,
Güçlendikçe DSP, halkın yüzü gülüyor,
Demokratik soldayız, en güvenli yoldayız."
O dönemde... İnönü ile de dolaştım... Rahşan Ecevit ile de.
SHP'nin seçim otobüsünde anonsu... Lider takdimini Anadolu Ajansı'ndan emekli Hasan Şahan yapıyordu:

12