Mansur Yavaş bilmecesi

Doğrusunu yapıyor... Fazla konuşmuyor... Kavga etmiyor... "Ey ahali! Duyduk, duymadık demeyin, ben Cumhurbaşkanı olmak istiyorum" demiyor... Lafı ayağa düşürmüyor.

"Konuş... Tarafını belli et... Tavır koy" diyen... Eleştiren... Oraya, buraya çekiştiren çok. Yanıt vermiyor... Gaza gelmiyor... Polemiğe girmiyor. Soğukkanlılığını koruyor.
Evet... Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, doğrusunu yapıyor.

***

ÖRNEK BİR OLAY

Turgut Özal, Cumhurbaşkanı seçildiği zaman (1989), Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın'dı... SHP'li.
SHP Genel Başkan Erdal İnönü... Özal'ın Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkmıştı.

SHP milletvekilleri Meclis'te oy vermemişlerdi.
"Seçilirse tanımayız... Elini sıkmayız" demişlerdi.
Ve bu tavır bir süre devam ettirmişlerdi.
Ama... Bir gün... Karayalçın, Esenboğa Havaalanı'na gitti... Ve seyahatten dönen Özal'ı karşıladı:
"Başkente hoş geldiniz sayın Cumhurbaşkanım."
Bir anda buzlar eridi... Ve SHP'nin "tanımayız/karşılamayız" ambargosu sona erdi.

***

KIRMIZI TELEFON

Ankara'da NATO Zirvesi yapıldı... 7-8 Temmuz... Önemli olay... Dünya çapında.
Toplantı öncesinde... Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile Ankara Büyükşehir Belediyesi arasında tam bir uyum ve iş birliği vardı.

"Kırmızı telefon" denilse yeridir.
Külliye'de... Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Prof. Hasan Doğan.
Büyükşehirde... Özel Kalem Müdürü... Ve Genel Sekreter.
Bazen... Günde birkaç kez görüştüler.
Çok da iyi ettiler.
Kazanan Türkiye oldu.

***

SÖZ GÜMÜŞSE SÜKÛT ALTINDIR

Dünyanın tanıdığı bildiği iki isimden iki söz... İkisi de ders gibi.

Dalai Lama... Tibet... Budizm'inin manevi lideri... Etik değerleri savunan, insanlara faydalı olmayı ilke edinen bir entelektüel... Diyor ki:
"Sessizliğin bazen en iyi cevap olduğunu unutmayın."

Ve Goethe... Alman edebiyatının anıt ismi... Siyasetçi... Doğa bilimci... Diyor ki:
"Konuşmak ihtiyaç olabilir... Ama susmak bir sanattır."

***

KADER... KISMET... ALIN YAZISI

Meşhur sözdür... Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar.
Mansur Yavaş'ın da gönlünde... Hayalinde... Kafasında... Cumhurbaşkanlığı arzusu olabilir... Doğaldır.
Tabii kader, kısmet... Alın yazısı... "Bakalım Mevla neyler"
Yıllar önceydi... 12 Eylül 1980 darbesi sonrası.

Emekli Amiral Bülent Ulusu Başbakan, Turgut Özal da Başbakan Yardımcısı'ydı.
Bir süre sonra Özal, sağa, sola gitmeye başladı... Karadeniz'e... Doğu Anadolu'ya... Ege'ye.
Halkın arasına giriyordu... Bazen kürsüye çıkıp konuşuyordu.
Bir gün, Özal'a, "kafasında... Söylemediği, ajandasında siyasete atılmak gibi... Parti kurmak gibi... Süleyman Demirel'den boşalan koltuğa oturmak gibi" bir düşünce, bir heves olup olmadığını sordum.

Turgut Özal, "böyle bir düşünceyle, hevesle, hesapla" yurdu dolaşmadığını söyledi... Ve ekledi:
"Ama kaderimde varsa... Alnıma yazıldıysa... Evet."
Bu söz, Özal'ın siyasete atılacağının ilk işaretiydi.
Kenan Evren anılarında yazar:
"Turgut Özal'ın siyasete atılmak, parti kurmak düşünce ve niyetinde olduğunu Yavuz Donat'ın yazından öğrendik."