"Kötü ev sahibinin kiracıyı ev sahibi yapması" gibi kötü Trump'ta, İranlıların İran'a sahip çıkmasına vesile oldu. Nasıl mı
İranlılar "bu bizim aile meselemiz bu nedenle ABD ve İsrail ellerini boşuna ovuşturmasın" demeye başladı.
"Ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz" atasözü tam da ABD'nin sözde demokrasi-özgürlük-insan hakları triası için icat edilmiş gibi!
Çünkü ABD bu tria eşliğinde hangi ülkeye adım attıysa ve hangi halkın sırtına elini koyduysa taş taş üstünde bırakmadı, gözyaşları durmadı, kimseler iflah olmadı. Bu nedenle İranlılar birkaç gündür "bu bizim aile meselemiz karışmayın" demeye ve bunu duyurmak için sokağa çıkmaya başladı. Ki haklılar da! ABD kime canım dediyse ömrü uzun, günü aydın, başı selamet olmadı. Tıpkı Kürtlere yaptığı gibi!
Madem bugün özlü sözler üzerinden konuşuyoruz o halde kendimi bildim bileli büyüklerimin öğüt niyetine sık sık zikrettiği şu sözü de unutmayalım diyorum; "akıl veren çok olur ekmek veren yok olur."
Herkes kendince konuşur, gaz verir, uçurum kenarına çeker bireyi lakin iş çıkmaza girince kimseler sahip çıkmaz.
İran, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile ılımlı bir siyasete kavuşmaya başlamıştı. Kadınların sosyal hayatta söz sahibi olmasıyla ve ahlak polisi-asayiş işleyişinin rahatlatılmasıyla İranlılar rahat nefes almaya başlamıştı. Yeter miydi Elbette ki hayır! Fakat onlarca yıllık koyu Şii yönetim baskısının bir anda değişmesini beklemek elbette ki gerçekçi değildi. Hele ki muhafazakar direnç şiddetle devam ederken! Bu nedenle İranlılar sabırlıydı. Fakat bu sabıra karşı yaşatılan ekonomik kriz ciddi bir sorun haline getirildi ABD ve içerideki "eski yönetim anlayışı" tarafından. İran gibi kökleri güçlü ülkelerin halkları ekonomik krizlere karşı dirayetlidir fakat yönetimleri "varlıkta ve yoklukta eşitlik" bilincine sahip olursa! Misal ABD'de küçük bir kriz yaşansa anında sokaklar yakılır, dükkanlar yağmalanır, insanlar birbirini öldürür, ülke yangın yerine döner çünkü ABD'de halk bilinci ve toprak aidiyeti yok! Modifiye kültür ile inşa edilmiş olan ABD elbette ki köklü İran halkının değerleri ile boy ölçüşemez fakat İranlıların da ekonomik kriz tepkilerinde haklılık payı vardı. İran'ın Ortadoğu ve Afrika merkezli örgütlere milyarlarca dolarlık sponsorluğu karşısında İranlıların yokluk, susuzluk, geri kalmışlık, işsizlik, eğitimsizlik yaşaması sokakların ateşini körükledi. Zira açlıkta ve varlıkta eşit dağılım sağlayamayan yönetimler halkının tepkisiyle er ya da geç yüzleşir.
Sokağa dökülen göstericiler önce İran Yönetimi karşıtı gösteriler yapmaya başladıysa da, Trump ve Netanyahu'nun müdahaleyi dile getirmeye başlamasıyla bir anda "bu bizim meselemiz ABD ve İsrail karışmasın" sesleri yükselmeye başladı sokaklardan ve ekranlardan.
ABD ve İsrail etkisiyle birlikte İran'ın kendi içinde yaşadığı Şii-Şii çekişmesini de unutmamalı. İran yaklaşık on yıldır kendi içerisinde ılımlı ve keskin Şiilerin savaşını yaşıyor. Ki bence son yıllarda yaşanan sokak olaylarının temelinde asıl neden olarak Şii-Şii güç çekişmesi var!
Neyse ki ılımlı Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da başından beri halkına sahip çıktı ve "halkımız haklı bu nedenle sorunlarımızı çözmek zorundayız" diyerek şiddetli müdahaleye mesafe koydu. Pezeşkiyan sokak olaylarını ılımlı bir stratejiyle takip ederken basına ve medyaya yansıyan 500'ün üzerinde ölü olduğu haberleri bence teyit edilmeli. Masum bir can dahi kıymetli iken 500'ün üzerinde insanın gösteriler sırasında öldürüldüğü haberlerini yaymak ABD'nin müdahalesini meşru göstermek için kullanılıyor olabilir "aman dikkat" diyorum.
İran'ın ılımlı bir yönetim anlayışına kavuşması ve halkına refahı sağlaması için en uygun isim olan Pezeşkiyan, halkın desteğini alsa da halâ büyük bir tehdit altında "eski-keskin Şiiler" tarafından!

3