Statü ve yerleşke üzerinden gerçekleri konuşalım

Hz. Mevlana'ya sormuşlar; "Kırılan kalp tekrar sever mi"
Hz. Mevlana da "Evet sever" diye cevap vermiş.
Hz. Mevlana'yı köşeye sıkıştırmak için tekrar sormuşlar; "Kırılan bir bardaktan hiç su içtiniz mi"
Hz. Mevlana bu soruyu tebessümle şöyle cevaplamış; "Peki siz bardak kırıldı diye hiç su içmekten vazgeçtiniz mi"
Ne kalp kırıldığı için sevmekten vazgeçebilir ne de bardak kırıldığı için suya küsülür.
Her ikisi de fiziki-ruhi yaşamın ve varoluşun temel taşlarıdır, vazgeçilmezdir elbet.
Terörsüz Türkiye bunun en nadide örneğidir. Evet geçmişte herkes kendi dünyasında (cephesinde) kırılmış ve yaralanmıştı fakat kırıldığımız yerden yine yeniden yeşerdik çünkü yeşermek zorundaydık!
Hatta geçmişin tüm CAN KIRIKLARININ üzerine bereketli topraklar döktük bir daha açılmamak üzere. Şimdi o topraklara emeğimizle, sevgimizle, ilgimizle ve vefamızla bakıyoruz; evlatlarımızın umutlarını yeşertmek için.
Kendi adıma ve ailem adına söylüyorum; geçmişin ötekileştirmelerinin, hor görmelerinin, "olsun siz de insansınız" diyen küçümsemelerin yarattığı "can kırıklarına" takılı kalsaydık, ruhumuz çürürdü ve şimdi çok başka kimyalarda olurduk.
Ama olmadık. Olamazdık çünkü yüreğimizdeki vatan, memleket, UMUT, insan, gelecek, HUZUR fidanları hep tazeydi ve her kırıldığında daha güçlü yeşeriyordu.
Bilmeyenler için "olsun onlar da insan" cümlesine açıklık getirmek istiyorum müsaadenizle. Çok yakın geçmişe kadar söz konusu Doğu ve Güneydoğu insanı olduğunda şu küçümseme ve ötekileştirme cümlesini çokça duyardık; "olsun ne yapalım onlar da insan!"
Trajikomik değil mi Hem de günümüz dünyasında.
Devlet Bahçeli'nin kamuoyuna yansıyan "Abdullah Öcalan'a siyasi koordinatörlük ve İMRALI'da çalışma ofisi tahsisi" açıklaması günlerdir gereksizce ve çarpıtılarak konuşuluyor.
Öncelikle belirtmekte fayda var; her iki başlığın hayata geçirilmesi önemli çünkü Terörsüz Türkiye ve bölge yolunda güçlenerek yürürken, daha yürüyecek çok yolumuz varken, Abdullah Öcalan da bu güçlenmeye omuz vermişken/verecekken motive edici adımların atılması ve YETERLİ ÇALIŞMA ORTAMI gerekiyordu elbette.
Bu saatten sonra Abdullah Öcalan a "kurucu önder" mi diyeceğiz Ya da "terörist başı" mı Ya da "herif" mi Ne diyeceğiz
Terörsüz Türkiye yolu devam ederken ve Öcalan da tüm terör oluşumlarını tek tek lağvediyorken ve bu yola omuz vermişken elbette ki bir statü ve çalışma ofisi niteliğinde bir yerleşke tesis edilmeliydi.
Hatta bir çalışma ekibi de olmalı Abdullah Öcalan'ın. Çünkü yaklaşık otuz yıldır içeride ve güncel kamuoyu-insan sosyolojisinden çok uzak. Bu nedenle bundan sonra yürüteceği süreçte Öcalan'ın iletişim/diyalog meselesini kolaylaştıracak bir ekip kurulmalı.
Hayat anlama ve anlaşılma adımlarıyla anlam kazanan muhteşem bir ahenk döngüsüdür. Anlaşılmak ve yol almak istiyorsak "anlamamız da gerekiyor" elbette.