Sanat müzayedelerinden yıllık 10 milyar sterlin üzerinde gelir
LONDRA'da yerleşik bir Türkiyeli yazar olarak, lüks segmentte düzenlenen bu müzayedeye özenle giyinip katıldım. Amacım kalabalığın içinde kaybolmaktı; fakat daha ilk dakikalarda bunun pek mümkün olmadığını anladım. Salonun ağır ama zarif atmosferinde dolaşan bakışlar, "Kim bu yeni yüz ve hangi esere talip olacak" sorusunu fısıldıyordu adeta. Yine de bu görünmez baskının ardında, son derece rafine bir dünyanın kapıları aralanıyordu.
Müzayede ilerledikçe şunu fark ettim: Burası yalnızca bir alışveriş alanı değil, köklü bir kültürün sahnesiydi. Türkiye'de de müzayedeler vardır elbette; fakat burada para harcamak bir ihtiyaçtan çok bir kimlik ve bilgi göstergesi gibi yaşanıyor. Genç ya da yaşlı, kadın ya da erkek fark etmeksizin katılımcılar; bir dakikada orta sınıfın yıllık kazancını gözünü kırpmadan harcayabilecek bir sakinlik ve özgüven taşıyordu. Bu özgüven, yalnızca zenginlikten değil; sanata, tarihe ve koleksiyonerliğe duyulan derin saygıdan besleniyordu.
Haberin DevamıSalon, adeta dünyanın küçük bir özeti gibiydi: Çinli koleksiyonerler, Hintli yatırımcılar, İngiliz aristokratlar... Ayrıca bir kulağı telefona hapsolan temsilîler... Her biri aynı dili konuşuyordu; değer bilme dili. Nitekim Hindistan'dan Qaim Muhammad tarafından Aqa Afzal için sipariş edilen, son derece önemli, anıtsal bir pirinç usturlap vergi ve kesintilerle birlikte 2 küsur milyon sterline, yani yaklaşık 125 milyon TL'ye alıcı bulması bu dünyanın ölçeğini anlatmaya yetiyordu. Bu tür alımlar dışarıdan bakıldığında bir "ego gösterisi" gibi yorumlanabilir; ancak burada mesele çoğu zaman daha farklı: Tarihi sahiplenmek, nadire erişmek ve bunu bir yaşam biçimi haline getirmek.
Türkiye ile Londra arasındaki en belirgin fark belki de tam burada ortaya çıkıyor. Türkiye'de müzayedeler çoğu zaman yatırım ya da fırsat ekseninde ilerlerken, Londra'da bu iş bir "kültür pratiği" olarak yaşanıyor. İnsanlar sadece eser satın almıyor; bir hikâyeye, bir tarihe ve o tarihin temsil ettiği estetik anlayışa ortak oluyor. Kısacası, Londra'daki müzayedeler bize şunu hatırlatıyor: Para harcamak bile başlı başına bir kültürdür. Ve o kültür, neyi neden aldığını bilmekle başlar.
Haberin DevamıSotheby's, 40 ülkede 80'den fazla konumu ve dünya çapında 9 ana müzayede salonu ile hizmet veren küresel bir sanat ve lüks eşya müzayede evidir.
Ana Müzayede Salonları: New York, Londra (New Bond Street), Hong Kong. Çağdaş sanat, mücevher, saat, şarap, otomobil (RM Sotheby's) ve gayrimenkul alanlarında faaliyet gösterir. Sotheby's, sanat eserleri ve değerli eşyalar için değerleme ve danışmanlık hizmetlerini hem ofislerinde hem de dijital olarak sunmaktadır.
SANATTAN 10 MİLYAR STERLİN
Londra gibi merkezlerde gerçekleşen müzayedeler, her yıl milyarlarca sterlinlik sanat ve lüks eşya ticaretinin dönmesine aracılık ediyor. Bu işlemlerden devlet; KDV, ithalat vergileri ve kurumlar vergisi yoluyla ciddi gelir elde ediyor. Örneğin sadece sanat piyasasının Birleşik Krallık ekonomisine katkısı yıllık 10 milyar sterlinin üzerinde tahmin ediliyor.
Haberin DevamıBu müzayedeler sayesinde Londra; koleksiyonerleri, yatırımcıları ve yüksek gelir grubunu kendine çekiyor. Bu da lüks oteller, restoranlar, ulaşım, sigorta, lojistik ve hukuk hizmetleri gibi birçok sektöre para akışı sağlıyor. Yani bir tablo ya da kılıç satışı sadece o eserin fiyatıyla sınırlı kalmıyor; şehir ekonomisine zincirleme bir gelir yaratıyor. Bu yüzden İngiltere için bu tür kurumlar, görünenden çok daha büyük bir ekonomik motor görevi görür.
Bir diğer önemli katkı da "kültürel finans merkezi" olma gücü. Londra, bu sayede New York ve Hong Kong ile birlikte dünyanın en büyük sanat piyasalarından biri olarak konumunu koruyor. Bu da uzun vadede ülkeye prestij, yatırım ve uluslararası sermaye çekiyor.Emina TEMEL-Londra
GÜNÜN SÖZÜ
PATRONLAR DA MAĞDUR
İTO, İSO ve ASO Başkanları ile bankacılık sektörünün önde gelen isimlerinden ekonomi politikalarına yönelik peş peşe kritik uyarılar gelmesi medyada 'patronlardan devrim çağrısı' olarak yer aldı.

3