'Radikaller' Davos'ta buluştu

Bu sene Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda liderleri dinlerken "Hani radikal bizdik" demekten kendimi alamadım!

En çok da Kanada Başbakanı Mark Carney'i dinlerken. Carney konuşmasında, şimdiye kadar tıkır tıkır işlediklerini düşündükleri hakim dünya düzenine dair önemli itiraflarda bulundu. Mark Carney şunları söyledi: "On yıllar boyunca Kanada gibi ülkeler, 'kurallara dayalı uluslararası düzen' dediğimiz yapı sayesinde refah içinde yaşadı. Kurumlarına katıldık, ilkelerini övdük, öngörülebilirliğinden yararlandık. Onun koruması altında değer temelli dış politikalar izleyebildik. Bu düzen hikâyesinin kısmen yanlış olduğunu biliyorduk! En güçlülerin işine geldiğinde kendilerini muaf tuttuğunu. Ticaret kurallarının asimetrik uygulandığını. Uluslararası hukukun, suçlanan veya mağdurun kimliğine göre farklı sertlikte işletildiğini ama bu kurgu işe yarıyordu ve özellikle Amerikan hegemonyası kamusal mallar sağlıyordu; açık deniz yolları, istikrarlı bir finans sistemi, kolektif güvenlik ve uyuşmazlıkları çözmeye yarayan çerçeveler. Biz de tabelayı cama astık. Ritüellere katıldık. Söylemle gerçeklik arasındaki farkları büyük ölçüde görmezden geldik. Bu pazarlık artık işlemiyor. Açık konuşayım, bir geçiş döneminde değil, bir kopuşun içindeyiz!"

Şu sözlerini ben söylesem "Yakup'un yine radikalliği tuttu" derler ama söyleyen Kanada Başbakanı!

"Mevcut düzenin kısmen yanlış olduğunu biliyorduk" diyor ama işlerine geldiği için de düzenin tabelasını astıklarını da itiraf ediyor. Uluslararası hukuk denilen ucubenin de suçlanan veya mağdurun kimliğine göre değiştiğinin farkındalarmış!

"Söylemle gerçeklik arasındaki farkları büyük ölçüde görmezden geldik." diyor, yahu daha ne desin; bundan daha büyük itiraf mı olur

Peki ne oldu da Kanada Başbakanı Carney'in ve diğer liderlerin radikalliği tuttu Eh, yanlış olduğunu bildikleri halde menfaatleri için yanında oldukları eşkıya bugün kapılarını kırarcasına çalıyor!

Oysaki yıllardır mazlum halklar 'uluslararası hukuk', 'insan hakları', 'evrensel ilkeler', 'demokrasi' gibi süslü lafların palavradan ibaret olduğunu biliyorlardı.

Biliyorlardı çünkü başlarına bomba yağdıranların, vatanlarını işgal edenlerin ağızlarında hep bu palavralar vardı.

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun 70'li yıllarda kaleme aldığı ve o dönem dilden dile dolaşan "Aydınlık Savaşçıları" adlı destanındaki şu mısralar ne de güzel anlatır dünya çapındaki palavrayı:

oyuncak tanımadan tüfeği tanıdı
kurşunu tanıdı
gerçek dostu
düşmanı tanıdı
konuşamadan öğrendi
özgürlüğün ne olduğunu
yürümeden daha ölümü tanıdı
çocuklarımız.
öğrendiler onlar için olmadığını
insan hakları beyannamesinin
öğrendiler birleşmiş milletler
domuzlar diktatoryasını
ve tanıdılar parçalanmış göğüslerinde
annelerinin
çağdaş uygarlığın sırtlan yüzünü

Mütefekkir Mirzabeyoğlu 2014 senesinde "Adalet Mutlak'a" başlıklı konferansında da, "Evrensel ilkeler falan diye bir şey yok, hâkim olanın koymuş olduğu kurallar var! Uyarsan uyarsın, uymazsan uydururlar!"