Ölüm hakikatini bir kez daha tüm hücrelerime kadar hissettiğim bir haftayı geride bıraktım. Cezaevindeyken birçok kez ölümle burun buruna geldim. O anın sıcaklığında hesap kitap yapmadan ölümün üzerine koşarak gidiliyor. Hele de şehit olma arzusu varsa... Lâkin en yakınlarından birinin vefat etmesinin insandaki tesirini ifade edecek bir kelime bilmiyorum!
Babamım ve annemin art arda vefatıyla tarif edilemez acıyı yaşamıştım. Elbette biz Müslümanlar ölüm hakikatine tam teslim olmuş insanlarız. "Şüphesiz O'ndan geldik ve O'na dönücüyüz" ilâhî fermana iman etmişiz. İsyan edecek halimiz yok; hoş, isyan etsek n'olacak, neyi değiştirebileceğiz: Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm! Var mı Allah'tan başka kuvvet sahibi, yok!..
Geçtiğimiz hafta da ağabeyim Turgut Köse vefat etti. Babam vefat ettiğinde ağabeyimin varlığıyla kendimi teselli ediyor, "Bir şey olursa arkamda Turgut ağabeyim var" diyordum. Ailemle alâkalı gözüm hiç arkada kalmazdı çünkü ağabeyim vardı. Ağabeyimin derdi ailesi idi. 28 Şubatçılara karşı hukuk mücadelesine başladığımda bana, "Yakup sen işine gücüne bak buraları düşünme gardaşım buralar ben de" demişti.
28 Şubat darbe sürecinde cezaevine girince babam benim peşimde şehir şehir gezince işlere Turgut ağabeyim bakmaya başlamıştı. Antalya'da 28 Şubatçılar'ın baskısıyla babamın aldığı ihaleler iptal edilmiş, aile olarak darbecilerin ekonomik ablukasına maruz kalmıştık. Bu zorlu günlerde Turgut ağabeyim ufak tefek tesisat işleriyle ailemizin iaşesini çıkarıyordu. Cezaevi ziyaretlerini aksatmaz, harçlığımı da ihmâl etmezdi. Bir kere şikâyet ettiğini, bana sitem ettiğini duymadım. Cezaevinden çıktığımda da hep yanımdaydı. Hasbî biriydi.
Turgut ağabeyimi hep çalışırken hatırlıyorum. Vefatı da çalışırken kalp krizi geçirmesi neticesi oldu.

12