İlk haber Bloomberg'de çıktı. Fırat Kozok ve Selcan Hacaoğlu imzalı habere göre "Türkiye deniz yetki alanlarını belirleyecek yasa tasarısı hazırlıyor." Ardından Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özay Şendir taslakla ilgili detayların yer aldığı önemli bir habere imza attı. Ben tam olarak buradan ilerleyeceğim ve henüz kamuoyuna mal olmamış çok kritik bir detayı paylaşacağım. Ama önce bir çerçeve çizmem gerekiyor.
Şu an tam olarak jeopolitik depremin ortasındayız. Yeni düzen; parçası olduğumuz küresel güç mücadelesi bir sonuca ulaştığında ya da dengelendiğinde kurulacak. Öyle bir andayız ki... Bugün atacağımız adımlar önümüzdeki yüzyılda nerede duracağımızı belirleyecek.
KAZANIMLAR KONSOLİDE EDİLİYORAnkara, sert güç kullanmaktan kaçınmadığı zor geçen bir on yılın ardından; terörle mücadele, Suriye, Irak, Kafkaslar/Karabağ sahalarında çok önemli kazanımlar elde etti. Libya ve Doğu Akdeniz'de gelişmelerin aleyhte seyretmesine izin vermedi. Yeni nizamın temelleri atılırken, stratejik ağırlığını Orta Asya ve Afrika'da artırmaya çalıştı. Kazanımlarını konsolide etmek, yeni oluşan tehditleri sınırlamak ve yeni ittifak havzaları oluşturmak için Körfez'le ilişkilerini onarırken, Rusya'yı kulvarda tuttu; aynı zamanda NATO'daki varlığını artırarak Avrupa güvenlik mimarisinin parçası olmaya yöneldi. Bu yeni dönem Türkiye'nin sert güç unsurlarını sahada tuttuğu ancak -başta arabuluculuk ve diplomasi olmak üzere- yumuşak güç unsurlarını öne çıkardığı bir süreçtir.
MACRON'A CEZAYİR ÜZERİNDEN CEVAPAncak diplomasiyi öncelemek alttan almayı gerektirmez. Kazanım, hak ve menfaatlerinizi korumak için kimi zaman tedbir almanız gerekir. Görüldüğü kadarıyla Ankara, aldığı tedbirlerde; ölçülü, dikkatli ve kararlı davranıyor. "Karşılıklılık" ilkesini önemsiyor. Bir örnek: Fransa Cumhurbaşkanı Macron, geçtiğimiz hafta Erivan'daydı. İleri geri açıklamalar yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, tam da o sırada Cezayirli mevkidaşı Tebbun'u Ankara'da ağırladı. Hüsnükabul göstererek apronda karşıladı, devlet nişanı takdim etti. Basın toplantısında Fransa tarafından 8 Mayıs 1945'te gerçekleştirilen Setif ve Guelma katliamlarına atıf yapmayı da ihmal etmedi. Ölçülü ve karşılıklık ilkesini gözeten bir yanıttır.
Ama önümüzde daha büyük meseleler var. Eşyanın tabiatıdır: Türkiye'nin mevzi kazanımları karşısında yeni bir aks oluşuyor. Netanyahu buna "İttifaklar Altıgeni" diyor. İsrail, Rum Kesimi, Yunanistan ittifakından bahsediyorum. İsrail, olası bir gerilimde Türkiye'nin elinden "Batı kartını" almak, hareket alanını daraltmak için Yunanistan'ı Türkiye'ye karşı kışkırtıyor. Hatırı sayılır ülke Türkiye'nin, Avrupa'nın güvenliğinin parçası olmasını istiyor. Türkiye'nin İngiltere, İtalya ve İspanya ile savunma alanında yaptığı önemli anlaşmalar, Belçika Kraliçesi'nin 450 iş insanıyla Türkiye'yi ziyaret etmesi, Almanya'nın sürpriz bir şekilde bölünmüş Avrupa'da Türkiye ile dirsek teması ve Atina'ya "Türkiye ile aramızı zehirleme!" baskısı Atina'yı telaşlandırıyor. Yunanistan'la İsrail arasında bu düzleme oturan bir çıkar alışverişi var.
ANKARA-ATİNA ARASINDA SIKLET FARKI VARGerisini biliyorsunuz: Yunanistan, Türkiye'yi tahrik edecek girişimlerde bulunuyor. Deniz parkları meselesi, BM'ye gönderilen 12 mil mektubu, rahatsız edici açıklamalar, Türkiye'nin SAFE kredilerinden yararlanabilmesi için Atina'nın "Casus Belli kararı kaldırılsın" şartı, Libya'da yeni diplomatik hamleler vb. dikkatle takip ediliyor (Yunan medyası, Dışişleri Bakanı Yerapetritis Libya'nın doğu ve batısı ile temasta bulununca çok sevinmişti. Ancak bir hafta sonra Libya Ulusal Ordusu'ndan Saddam Hafter ve Libya Savunma Bakanı Abdüsselam Zubi İstanbul'da aynı masaya oturdu.)

7