Son günlerin ilginç çıkışı İsrail'in soykırımcı Başbakanı Netan-yahu'dan geldi. Hindistan Başbakanı Modi'yi ağırlamaya hazırlanan Netanyahu "İsrail, Hindistan, bazı Arap ve Afrika ülkeleri, Yunanistan ve Kıbrıs gibi Akdeniz ortakları ile diğer Asya ülkelerini kapsayan bir "ittifaklar altıgeni" (hexagon of alliances) kurmayı hedefliyor" dedi. Bu ittifakın silüeti zaten belirmişti; İsrail, BAE, Yunanistan, Rum Kesimi, Hindistan arasında bir koordinasyon olduğunu biliyorduk. Netanyahu adını koydu. Aynı zamanda İbrahim Anlaşmaları'nın tabutuna son çiviyi de çaktı. Suudi Prens bin Selman'ın Trump'la görüşmesinde İbrahim Anlaşmalarına yanaşmadığını, İsrail'in bu yüzden ABD'nin ayağına basmayacak yeni ittifaklara yöneldiğini, Trump'ın da İbrahim Anlaşmalarına yüklediği misyonu Gazze Barış Kurulu'na havale ettiğini yazmıştık (Bknz. Anlaşma taslağında o çok kritik madde de var, 23 Ocak.) İbrahim Anlaşmaları ölmüştür.
Peki, altı köşeli Davut Yıldızı'nı (hexagram) anımsatan, İsrail merkezli bu yeni ittifakın hedefinde kim var Netanyahu "Şii ve Sünni blok" diyor. Şii blokun kolu kanadı kırık. "Sünni Blok" denen şey de daha önce yazdığımız, bölgede istikrar ve huzur isteyen ülkelerin sağladığı koordinasyon. Adı konmamış, esnek bir ittifak bu. Türkiye, S. Arabistan, Mısır ve Katar çekirdeğini oluşturuyor. Dosya türüne göre Gazze Temas Grubu'na üye ülkeleri kapsayabiliyor. Bu koordinasyonun Gazze, Suriye, Sudan, Somali'de kritik müdahaleler yaptığını yazmıştık (Bknz. Ankara, Somali'de de masaya silah koydu, 6 Şubat.)
İSRAİL VE ORTAĞININ İKİ AMACI VARGelen sinyaller şunu söylüyor: İsrail, yeni ittifakını şekillendirmeye çalışırken kendisine bedel ödeten "karşı ekseni" de zayıflatma arayışında. Bu süreçte S. Arabistan'ı "karşı eksenden" çıkarmaya çalışacaklar. Özellikle neo-con çevreler Trump yönetimine "Gerekirse Riyad'la askeri anlaşmaları iptal edin" diyor. BAE'nin de parçası olduğu İsrail "altıgen" ekseninin, bölgedeki çatışmaları körüklemek için de harekete geçebileceği söyleniyor. The Economist diyor ki… "BAE sık sık ayrılıkçı gruplarla işbirliği yapıyor. Bu durum Sudan'daki iç savaşı körükledi. Gazze'de ya da Suriye'de de benzer sorunlar ortaya çıkabilir." Tam da bu sırada DEAŞ'ın Şara yönetimine karşı "cihat çağrısında" bulunması tesadüf değildir.
ABD-İran krizi, bu gelişmelerin merkezinde yer alıyor. Bölge ülkelerinin İsrail'i rahatsız eden son hamlesi ABD-İran krizini sahadan masaya çekmekti. Biliyorsunuz… ABD, İran'ı vurmaya hazırlanırken Türkiye, Katar ve Mısır harekete geçerek Washington'u masaya oturmaya ikna etti. ABD ve İran, "Nükleer konu küresel, onu siz konuşun. Diğer meseleler (vekil güçler, balistik füzeler) bölgesel. Onu da İran'la biz konuşalım" teziyle ikna edildi. Taraflar öneriyi kabul etti. Müzakereler için yer olarak İstanbul seçildi. Ankara'dan davetli ülkelere mektup gitti. Ancak İran müzakerelerin İstanbul'da yapılmasından son anda vaz geçti.
İRAN'IN YAPTIĞI EN BÜYÜK HATAİran'ın bu süreçte yaptığı en büyük hata budur. Tahran, kendisiyle ilgili meseleleri bölge ülkeleriyle konuşmak istemedi. Dolayısıyla tarafları ortak bir noktada buluşturmaya çalışan bu aktörlerin etkisi azaldı. İran, ABD ile baş başa kaldı. Oysa arabulucu ülkeler herkesin kaygılarını gideren bir formül bulmuşlardı: "İran bir süre uranyum zenginleştirmesin, sonra kısıtlı düzeyde, kontrol altında zenginleştirsin; vekil güçlerle bağını kessin, füze kapasitesini tasfiye etmesin ama 'İlk kullanan ben olmayacağım' garantisi versin." Müzakereler İstanbul'da gerçekleşseydi bugün muhtemelen bunları konuşuyor olacaktık. Ancak şu anda konuştuğumuz şey ABD'nin İran'ı vurup vurmayacağı, vuracaksa bunun kapsamının ne olacağıdır.

7