Türkiye'yi savaşa kim zorluyor

Son bir kaç gündür Ankara'dan gelen açıklamalar, Türkiye'ye dönük bir provokasyon hazırlığının "fark edildiğini" gösteriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan "yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini Türk dış politikasının odağında tutmaya devam edeceklerini söyledi. Dışişleri Bakanı Fidan "Türkiye, bu savaşta yer almak istememektedir. Her türlü provokasyona direneceğiz" dedi. Bu açıklamanın keskin tonu tehdidin sıradan olmadığı izlenimi uyandırıyor.

ÜÇÜNCÜ FÜZE DE DİĞERLERİ GİBİ

İlk bakışta bu tepkinin İran'dan gelen füzelerle ilgili olduğu söylenebilir. Nitekim Tahran, sadece Körfez ülkelerini değil Türkiye'yi de hedef almaya çalışıyor. Üçüncü füze Cuma günü vurularak düşürüldü. İlk iki füzenin ateşlenme noktalarının bilindiğini, bu bölgelerin Devrim Muhafızları kontrolünde olduğunu, füzelerin doğrudan Türkiye'deki noktaları hedef aldığını, bu yüzden Tahran'dan gelen "Biz yapmadık" açıklamalarının inandırıcı bulunmadığını yazmıştık. Üçüncü füzenin durumunu da kaynaklarıma sordum. "Diğer füzelerden bir farkı yok" diyorlar.

Zor bir denklem bu. Ankara'nın öncelikli hedefi Türkiye'yi savaşın dışında tutmak. Çatışmanın yayılmadan durmasını sağlamak. Meselenin nereye gideceği belli değil çünkü. Yeni göç krizinden İran'ın bölünmesine, bölgesel istikrarsızlıktan İsrail'in hegemonya hırslarına uzanan olumsuz senaryo yelpazesi önümüzde duruyor. Ama diğer yanda Türkiye'nin egemenliği, vatandaşlarının can güvenliği var. Üç füze engellendi. Bir başka füze hava savunma sistemlerini aşarsa nasıl bir sonuç doğacak Devlet aklı tüm bu senaryoları "ihtiyatla" çalışıyor.

REJİM DEĞİŞİKLİĞİNDEN HÜRMÜZ'Ü KURTARMAYA

Peki, tek sorun füzeler mi Ankara'nın elinde farklı aktörleri -de- işaretleyen bir istihbarat mı var Bu konuda bir bilgim yok. Ancak savaşla ilgili yaşanan son gelişmeler farklı bir okumayı zorunlu kılıyor.

Üçüncü haftasına girerken İran çok yıprandı. Ama yıpratmasını da biliyor. Yeni bir lider seçerek sistemin devamlılığını sağlama, sokağı kontrol etme, bombardıman altında ABD ve İsrail'e asimetrik saldırılar düzenleme, bölge ülkelerini hedef alarak maliyeti yükseltme, Hürmüz'ü kapatarak Trump'a baskı kurma… Tahran'ın, ABD ve İsrail'e oranla hedeflerini daha çok tutturduğu söylenebilir.

ABD Başkanı Trump için aynı şeyi söylemek zor. Savaşın ilk günlerinde dile getirdiği çelişkili hedeflerin hiçbirisi artık konuşulmuyor. Savaş, Hürmüz'de kilitlendi. Trump, kilidi açmak için beş bin kişilik askeri gücü Japonya'dan Hürmüz'e kaydırma kararı aldı. Bu güçle ne yapacağı da belirsiz. Hürmüz'de vurduğu Hark adasını mı kontrol edecek (ABD askeri açık hedef olur) İran'ın üç bölgesine dağıtılan 460 kilogramlık zenginleştirilmiş uranyumun peşine mi düşecek

TRUMP'IN KARİZMASINA BÜYÜK BİR ÇİZİK

Trump, Netanyahu'nun telkinleriyle kimseye sormadan başlattığı bu savaşta Körfez ülkelerine çok bedel ödetti. Şimdi Hürmüz için benzer bir bedeli farklı ülkelere ödetmek istiyor. ABD Başkanı, Hürmüz'de güvenliğin sağlanması için bir koalisyon (Fransa, Japonya, Güney Kore ve İngiltere… Hatta Çin'i saydı) oluşturmak istediğini açıkladı. Trump'ın Hürmüz sorununu tek başına çözememesi, hatta Çin'den yardım istemesi karizmasına atılmış büyük bir çiziktir. ABD Başkanı'nın NATO'dan da destek istediğini şu tehditkar ifadelerden anlıyoruz: "NATO yardım etmezse çok kötü bir gelecekle karşı karşıya kalır. Destek alıp almamamız önemli değil, ama şunu söyleyebilirim, bunu unutmayız."