Süreçte en kritik noktadayız. İmralı, 27 Şubat 2025'te örgütü feshettiğini açıkladı. Geçtiğimiz Temmuz'da sembolik bir silah yakma gösterisiyle terör örgütü, İmralı'nın çizdiği çerçeveye uyacağı mesajını verdi. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın tasarladığı beş aşamalı silah bırakma süreci; TBMM'de yapılan komisyon çalışması ve hazırlanan raporla (18 Şubat 2026) önemli bir mesafe katetti (Bknz, İşte Terörsüz Türkiye'nin beş evresi, Mayıs 2025). Daha sonra yasal düzenlemeler faslına geçilecekti ancak henüz orada değiliz. Bunun birden çok sebebi var.
Sebeplerden biri SDG'dir: Şam'a entegrasyonu anlaşılır gerekçelerle uzun sürdü. Dağılan SDG'ye bağlı dört tümen, daha geçtiğimiz ay Suriye ordusuna bağlandı. Sınır kapılarının Şam'a devrinden sonra, Tel Abyad'a açılan -12 yıldır kapalı olan- Akçakale Sınır Kapısı, henüz geçtiğimiz hafta faaliyete başladı. SDG'nin entegrasyonu süreç için önemli bir sınavdı. Bu sınavdan geçilmiştir.
ÖRGÜT BEKLE GÖR POZİSYONUNDA
Bir diğeri, ABD/İsrail'in İran'a saldırılarıdır. İsrail, 12 Gün Savaşı'nın ardından Irak'ta konuşlu İranlı ayrılıkçı gruplarla temasa geçmiş ve silah yardımına başlamıştı. 28 Mart'ta başlayan ikinci savaşta bu temas yoğunlaştı. MİT Başkanı'nın o süreçte hangi adımları attığını yazmıştık (Bknz, Kerkük'te bir şeyler oldu, 24 Nisan.) O günlerde MOSSAD'ın Ankara'nın tepkisine "PJAK'tan uzak duracağız" yanıtı verdiği söyleniyordu ancak yaşananlar örgütü "bekle-gör" pozisyonuna itmişti. PKK'lı Murat Karayılan'ın "Mevcut durumda süreç durdurulmuş durumda. Gördüğümüz bu" sözleri ile "Her tarafta vızır vızır dronlar, füzeler uçuşuyor. Tek güvencemiz silahlarımız" açıklaması (30 Nisan) dikkatlerden kaçmadı. Bu arada ABD Başkanı Trump'ın "Kürt gruplara verilen silahlar" konusundaki "hayal kırıklığını" yeniden gündeme getirmesi (11 Mayıs), PJAK'lı Peyman Viyan'ın bu açıklama üzerine "İran'da halkların kendi kaderlerini ilan edecekleri bir döneme girildiğini" söylemesi (14 Mayıs) İran'daki gelişmelerin Terörsüz Türkiye süreci üzerinde -hala- bir baskı oluşturabileceğini gösterir.
DEM O SORUMLULUĞU ÜSTLENMİYOR
Ancak bu iki büyük gelişme olmasaydı bile muhtemelen benzer bir süreci yaşayacaktık. Örgüt, silah bırakma konusunda tereddüt edecek, örgüt içi dengeleri, lider kadronun kaderini sorgulayacak, işi ağırdan almaya çalışacaktı. Çünkü terör örgütü PKK'nın silah bırakması; siyasi, güvenlik, toplumsal, ekonomik bağlamları olan tarihi ve büyük bir gelişmedir. Dolayısıyla, "kılçıksız" sona ermesi, çok çabuk bitmesi zaten beklenmiyordu. Ancak bu aşamaya bile, dünyadaki muadillerine oranla çok hızlı geldiğini vurgulamamız gerekiyor.
Bugün mesele şudur: TBMM raporunda silahların nasıl bırakılacağına ilişkin bir çerçeve var. Bu çerçeveye göre, yasadan önce örgütün silah bıraktığının yetkili makamlarca tespit ve teyit edilmesi gerekiyor. Ancak örgüt buna itiraz ediyor. "Hangi düzenlemelere tabi olacağımı bilmeden silah bırakamam" diyor. Bir de İmralı'ya "yasal" statü istiyor (Bu konuda son açıklama 5 Mayıs'ta "Apocu Hareket Yönetimi'ne dönüşen PKK'dan geldi. İmralı'nın "rolünü oynaması için resmi muhatap alınması" istendi. Dünya uygulama-larına bakarsak... Hiçbir yerde örgüt yönetimine statü verilmedi. Bu fonksiyonu örgüte yakın siyasi partiler üstlendi. Ancak DEM, bu işlevi üstlenmekte yetersiz kalıyor.)
ERDOĞAN'DAN ÇÖZÜM ODAKLI YAKLAŞIM VURGUSU
Tıkanıklığın aşılması için kritik bir müdahale gerekiyordu. O müdahalenin geldiği söylenebilir. 30 Nisan'da Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP lideri Bahçeli ile Beştepe'de bir araya geldi. MHP lideri, bu görüşmeden bir hafta sonra (5 Mayıs), partisinin grup toplantısında İmralı'nın statüsünü gündeme getirdi. "Elbette başka alternatifler de üretilebilir" vurgusuyla "Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğünü" önerdi (Dün Türkgün Gazetesi'nde bu önerisini etraflıca tahlil etti.) Cumhurbaşkanı Erdoğan da Kazakistan dönüşü TBMM raporunu işaret ederek "Yapıcı ve çözüm odaklı bir yaklaşımla yol haritasının hayata geçirilmesi gerekiyor" dedi.

14