Dikkatlerden kaçmasın diye yazıyorum: İsrail, Suriye konusunda yeni bir aşamaya geçiyor. Ülkenin güneyinde yeni bir cephe açmak istediğine ilişkin emareler kuvvetleniyor. Sahada hareketlilik var. Neler oluyor Önce genel çerçeveyi çizerek anlatalım:
Bir. İsrail, ABD sonrası bölgesel mimaride hegemon olmak istiyordu. İran'da işler istedikleri gibi gitseydi "gemi azıya alacaklardı." Ancak olmadı. Kırılgan da olsa bir mutabakat sağlandı. Trump'ın İran'la masaya oturmasına öfkeliler.
İki. İsrail'in kafasındaki bölge ile ABD'nin tasarımı örtüşmüyor. İlk kırılma Suriye'de yaşandı. Bunun üzerine İsrail'in stratejik bir karar aldığını; savunma ve ittifak sisteminde ABD'den ayrışma arayışına girdiğini erken bir tarihte yazmıştık (Bknz, Ortadoğu'da bir şeyler oluyor dedirten o istifanın perde arkası, Kasım 2025.) İsrail; süresi 2028'de dolacak olan savunma işbirliği anlaşmasını güncellerken ABD'ye daha az bağımlı kalmak istiyor. Bir yandan da bölgede bir ittifak sistemi kurmaya çalışıyor. Rum Kesimi-Yunanistan ile kurduğu ilişki böyledir. Kıbrıs'ın bugün yeniden gündeme geliyor olması bundan bağımsız değildir.
İSRAİL'İN AÇIK HEDEFİ
Üç. Bu ittifak sisteminin ana hedefi Türkiye'dir. Türkiye ve İsrail, ABD sonrası nizam için iki ayrı ekseni temsil eder. Yaşanan gerilimin temeli; Ankara'nın temsil ettiği istikrar ve Tel Aviv'in temsil ettiği kaos eksenlerinin karşı karşıya gelmesidir.
Dört. İsrail, ittifak kurarken bölgedeki kırılgan yapıları kullanır. Seçtiği müttefiklerin bir şekilde Türkiye'nin nüfuz alanını ilgilendiriyor olması da sürpriz değil. Somaliland bir örnektir. 1915 olaylarını Soykırım olarak tanıması Türkiye'ye mesaj verme amacı taşır (Azerbaycan'ın bu karardan sonra takkesini önüne koyarak ciddi bir şekilde düşünmesi gerekir.) Ama Tel Aviv'in Balkanlara "bulaşması" ilginçtir. Netanyahu'nun Bosna Hersek Başkanlık Konseyi'nin Sırp üyesi Cvijanovi ile görüşmesi, görüşmede Bosna Hersek bayrağının yer almaması tehlikelidir (Balkanlarda ayak sesleri duyulan gerilimi, bunu önlemek için Türkiye'nin başlattığı Balkan Barış Platrofmu girişimini yazmıştık. Bknz. Ankara'nın kartları: Balkanlara dikkat, Eylül 2025.)
ÇEKİLME DEĞİL YER DEĞİŞTİRME
Beş. Lübnan, ABD-İran savaşının düğüm noktası. İsrail'in amacı Zehrani nehrine kadar çıkmak, bu bölgeyi insansızlaştırmak, bu toprakları Suriye'de işgal ettiği alanlarla birleştirmektir. Ancak, ABD-İran anlaşması Lübnan'ın durulmasını da içeriyor. Buna rağmen İsrail, Lübnan'dan çekilmemek için elinden geleni yapacaktır. Çünkü Lübnan; ABD-İran anlaşmasını etkileye-bilmek için İsrail'in elinde tuttuğu araçtır. Çünkü Lübnan; Suriye'deki hedefleri için bir basamaktır. Çünkü Lübnan'dan çekilmek; Netanyahu'yu içeride ciddi bir şekilde sıkışt-ıracaktır. ABD'nin baskısıyla, Lübnan ve İsrail bir anlaşmaya vardı. Bu anlaşmaya göre İsrail, işgal ettiği iki bölgeden çekilecek ancak Lübnan'ın güneyinde varlığını sürdürecek. İsrail'in çekileceğini açıkladığı bu iki bölge Suriye ile ilgili hesaplarını etkilemeyecek şekilde seçilmiştir.
Altı. İsrail, hemen kuzeyinde Türkiye ile konuşan bir Suriye istemiyor. SDG'nin silah bırakmasıyla Davut Koridoru hayali buzdolabına alındı. Acak İran anlaşmasından sonra İsrail'in Suriye'yi açıktan tehdit ettiği yeni bir sürece giriyoruz. En ilginci Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli'nin Washington Post'ta yayımlanan makalesidir. Chikli, ABD-İran anlaşmasını eleştirdiği makalesinde sözü Suriye'ye getiriyor: "Suriye en net ve en acil sınavı temsil ediyor. Suriye hızla Gazze'nin 2.0 versiyonuna dönüşüyor: Türkiye'den askeri destek alan İsrail sınırında bir 'cihatçı' karakol."

13