İran dosyası kapanırken İsrail yeni cepheyi nerede açacak

"Yine mi savaş" diyeceksiniz. Belki savaş, belki güç mücadelesi. ABD ve İran anlaşsa da dosya henüz kapanmış değil. 60 günlük nükleer müzakere kapısı aralandı. Ama Lübnan hala kanıyor. İran'da amacına ulaşamayan Tel Aviv yönetimi, caydırıcılık inşası için bilhassa Türkiye'yi ilgilendiren dosyalarda provokasyona yönelebilir. Bunun karşısında, İsrail'in alanını daraltacak bazı adımlar gelmelidir. "Her şey bitti" demek için erken. Fırsatlar ve tehditleri analiz etmek gerekir.


EVET, İKİNCİ ŞOKU ATLATTIK

Tüm taşlar yerinden oynarken, Terörsüz Türkiye süreci de elbette etkilenecekti. Nitekim yavaşlama oldu. Örgüt liderlerinden Karayılan aldıkları kararı izah ederken "Her tarafta vızır vızır füzeler uçuşurken tek güvencemiz silahlarımız" demişti. İran'a saldırı, SDG'nin Şam'a entegrasyonundan sonra Terörsüz Türkiye sürecinin yaşadığı en büyük ikinci şoktu. "Suriye başlığı gibi bu ikinci şok da -kısa bir gecikme dışında- kazasız atlatılıyor" diyebiliriz. Ancak bölgede belirsizlik var, acele etmeli.

(Not: Süreçte yasama aşamasına geçilmesi için MİT'in saha raporu bekleniyor. Bunun için örgütün "tatmin edecek düzeyde" silah bırakması ve elinde kalanlar için bir yol haritası ortaya koyması gerekiyor. Geçtiğimiz hafta, saha raporunun iki hafta içerisinde tamamlanabileceğini duymuştum. O halde raporun eli kulağındadır.)


ABD İSTİHBARATI KARŞI HAMLEYE HAZIRLANIYOR

Savaş, Terörsüz Türkiye sürecini bir yönüyle güçlendirmiş, bölgeselleşmesi için kapı aralamıştır. İsrail'in Trump'ı "Kürtleri İran'a karşı silahlandırıp ayaklandıralım" diye ikna etmesi olumsuzdu. Ancak istedikleri olmadı. Bilhassa Bafel Talabani, soğukkanlı ve makul bir tutum takındı. Bunu Ankara'yla konuşarak yaptı (Kerkük'e Türkmen vali savaşın ilk pozitif sonucudur.) Barzani yönetimi ise SDG ile başlayan bu süreçte kötü bir sınav veriyor.

(Not: İsrailliler, bu "ayaklanma" projesinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Trump'ı ikna etmesiyle başarısız olduğunu söylüyor. Bu bir "günah bende değil" hamlesidir. Oysa ABD istihbaratı İran'daki başarısızlığın sorumluluğunu Netanyahu'ya yıkmaya hazırlanıyor. New York Times muhabirleri Haberman ve Swan, Trump'ın yakın ekibiyle gizli toplantı yaptığı Durum Odası'ndaki kayıtları "ele geçirmiş", Rejim Değişikliği isimli kitapta bu kayıtlar yayınlanacakmış. Kayıtlarda "Kürt gruplar" meselesinde Trump ve ekibinin konuşmaları yer alıyor. Başkan Yardımcısı Vance, Dışişleri Bakanı Rubio, CIA Başkanı ve ABD'li komutanların "Olacak şey değil, İsrail'in abartması" tepkisi verdiği ileri sürülüyor.)


GÜNDEM YENİDEN GAZZE OLMALI

İsrail bu savaşı, Filistin devleti ihtimali ortadan kalksın diye başlattı. Gazze Barış Kurulu ciddi bir gelişmeydi. Savaşın başlamasıyla gündem İran'a kaydı. İsrail bu sırada Batı Şeria'daki yayılmacılığını genişletti. İsrail, Lübnan'daki işgalini koruyarak; Suriye'ye baskısını sürdürmek, İran'la barışı zedelemek, odağın Gazze'ye dönmesini engellemek isteyecektir. İran dosyasının sönümlenmesiyle bölge ülkelerinin yapacağı ilk iş Gazze dosyasına yeniden odaklanmak olmalı.

Bir diğer hamle Lübnan'da gelmeli. Hizbullah'ın Lübnan hükümetiyle yürüttüğü silah bırakma müzakereleri desteklenmeli. Lübnan'da görevli BM UNIFIL'in görev süresi doluyor. Ankara, Lübnan'ın güvenliğine odaklanacak yeni bir uluslararası askeri varlık için temas yürütüyordu. Avrupalılar bu konuda adım atmıyor. Türkiye, Mısır, S. Arabistan, Pakistan, Katar... Bölgesel Koordinasyon bu konuda bir sorumluluk üstlenir mi Lübnan İsrail'in insafına terk edilmemeli. Bu konuda yaratıcı çözüm ve girişimlere ihtiyaç var.

(Not: ABD, Lübnan'da Şam yönetiminin sorumluluk üstlenmesini istiyor. Şam'da bu projeyi destekleyen aktörler var. Hatta Kamışlı tugayının -eski SDG- eğitim için Şam'a gönderilmesi, yerel sosyal medya hesaplarında bu gelişmeyle ilintilendirildi. Oysa Şara bu talebe net bir duruşla karşı çıkıyor. Şam kendi istikrarına odaklanmalı.)