Yazı, ABD ve İran'ı Pakistan'da buluşturan şartlı müzakere süreci üzerinden, Trump'ın Hürmüz boğazı ve nükleer silah konusundaki iki temel talebini ve İran'ın petrol geliri üzerinden karşılık talep ettiğini analiz ediyor. Kilit argüman, Trump'ın NATO ile farkı davrandığı Türkiye'ye saygı göstermesi ve iki başkentin koordinasyonunun savaş sonrası Ortadoğu mimarisinde hayati önem taşıyabilmesidir. Peki, bu koordinasyon Ankara'nın gerçek pazarlık gücünü yansıtıyor mu, yoksa ABD'nin çıkarlarına uygun hareket etme şartıyla mı sınırlı?
ABD/İsrail-İran savaşına müzakere molası verildi. Ama Pakistan'daki 21 saatlik görüşmelerden bir sonuç çıkmadı. Savaşın seyriyle ilgili yeni sorular şunlardır: Bir. Ateşkes ve müzakereler devam edecek mi İki. Hürmüz düğümü nasıl çözülecek Üç. Türkiye'den Hürmüz'le ilgili bir beklenti var mı Dört. Müzakereler barışla taçlanır mı Bu soruları -kendi zaviyemizden- yanıtlamaya çalışalım.
ŞARTLAR MÜZAKERELERİ ZORUNLU KILIYORABD ve İran heyetleri Pakistan'a giderken, önemli bir soru perde arkası gelişmelere vakıf uzmanların aklını kurcalıyordu: Müzakerelerde, üst düzey heyetler bir araya gelmeden önce ilk kademe temaslar yapılır ve bazı ön anlaşmalara varılır. Üst düzey isimler bu ön anlaşmalar üzerinden bir sonuca varır. ABD-İran müzakerelerinde böyle bir tablo yoktu. Heyetler, hiçbir ön anlaşma yapmadan Pakistan'a gitti.
Peki, hiç bir başlıkta ön anlaşma yapılmamışken, iki ülkeyi bir masa etrafında buluşturan şey neydi Şartlardı. ABD; krizin Hürmüz'e endekslenmesi, küresel ekonomide yaşanan sert dalgalanma, askeri hedeflere ulaşamamış olmanın getirdiği gerilim ve Trump üzerinde oluşan iç siyasi baskı nedeniyle kendini masaya oturmak zorunda hissetti. Tahran'ın ise... Savunma tedbirlerini güçlendirmek için zaman kazanma, saldırı baskısını hafifletme, "masadan kaçmama görüntüsü oluşturma" motivasyonuyla pozisyon aldığını görüyoruz.
MASADAN HENÜZ KALKMADILARBu süreçte ABD'nin İran'a sunduğu şartların esnediği ve iki maddeye indiği görülüyor. Trump, "İran nükleer silah elde edemeyecek" dedi. ABD Başkanının diğer şartı; Hürmüz boğazının açılması ve eski statükonun korunmasıdır. ABD Başkan Yardımcısı Vance, müzakereler sonunda yaptığı açıklamada yine bu iki konuya değinmiştir. İran'a "değerlendirmeleri için bir teklif bıraktıklarını" söylemiştir. Bu anlamda ABD tarafının ateşkesi ve müzakereleri sürdürme arayışında olduğu görülüyor. Trump'a göre İran da masadan kalkmadı. "Tahminim, geri dönüp istediğimiz her şeyi verecekler" dedi (Dün AA Editör Masası'nda sorularımızı yanıtlayan Dışişleri Bakanı Fidan, ABD ve İran'ın ateşkes konusunda samimi olduğunu söyledi. Elbette İsrail'in oyun bozucu rolüne işaret ederek...)
TRUMP'IN YENİ HÜRMÜZ KARTIİkinci konu Hürmüz'dür. İran, savaş kayıplarının bir karşılığı olarak Hürmüz'de rejimin değişmesini, boğazı kullanan gemilerden ücret almayı talep ediyor (Körfez ülkeleri kapalı kapıların ardında "en çok korktukları senaryonun" bu olduğunu söylüyor.) ABD ise Hürmüz statükosunun savaştan önceki haliyle devam etmesini istiyor. Bu konuda da anlaşamadılar. Bunun üzerine ABD tarafı Hürmüz'de yeni bir kart açtı: Hürmüz'e giren-çıkan (yani İran limanlarına yanaşan) tüm gemilere abluka uygulanacağı açıklandı (Görüşmeler sürerken, boğazda mayın kontrolü yapmak ve İran'ın ateşkese bağlılığını test etmek için iki ABD savaş gemisi Hürmüz'e girdi. Gemilerin "büyük bir mayın tehdidi olmadığı" yönünde rapor verdiği söyleniyor.)
İlk bakışta bu İran'ın petrol gelirlerine darbe vurmayı amaçlayan bir hamle olarak görülebilir. Ancak petrol fiyatlarını daha fazla artıracağı açıktır. Aynı zamanda Hürmüz petrolüne bağımlı; Çin, Hindistan gibi ülkelere "Hürmüz'ün açılmasına yardım et, yoksa maliyet senin için de artar" mesajı taşır. Bu hamlenin, Trump'ın Hürmüz'e davet ettiği NATO ve Avrupa ülkelerine dokunan bir yanı da var.
SAVAŞ SÜRERKEN KİMSE ORAYA GİTMEZTrump ısrarla, NATO ve Avrupa ülkelerinin, İsrail'in baskısıyla başlattığı bu savaşa katılmasını istiyor. Trump'ın beklentisi, NATO'nun ya da Avrupa ülkelerinin Hürmüz'e gelerek, İran'a rağmen, buradaki seyir güvenliğini sağlaması. Peki, bu mümkün mü Deniyor ki... "NATO'nun bu işe girmesi çok olası değil. Ama yine de Fransızların bir inisiyatif geliştirme girişimleri var. Daha çok AB ülkeleri ile bir tasarım yapıyorlar. Ancak bu inisiyatif, savaşın bitmesi halinde devreye girebilir. Savaş sürdüğü müddetçe kimse oraya gitmez." Peki, Avrupa ülkelerinin ya da ABD'nin bu konuda Türkiye'den beklentileri var mı Gördüğüm kadarıyla, böyle bir talep ya da beklenti yok. Savaş biter ve çok uluslu bir denetim gücü kurulursa Türkiye'nin o güce katkısı, muhtemelen, karargah görevi ötesine geçmez.

3