Doğu Akdeniz ısınıyor. İsrail, İran'ı "çözebilseydi" bu daha yakın bir tehdit olurdu. Ancak yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Yine de gidişat bellidir: Cumhur-başkanı Erdoğan'ın "Türkiye'nin güvenliği Şam'dan, Beyrut'tan başlar" vurgusu İsrail'e mesajdır. Tel Aviv'den -iç politik hesap ve stratejik tercihle harmanlanarak- gelen fevri reaksiyon mesajın alındığını gösterir. İsrail, Türkiye ile "mücadele hattını" Doğu Akdeniz ve Suriye üzerine kurguluyor. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi, gönüllü olarak bu kurguya katılmıştır.
Fark ediyorsunuz; iki aktör hacimlerini aşan, agresif bir politikaya yöneliyorlar. Bunun birkaç sebebi var: Bir. Ukrayna savaşı "sınırların değişmezliği" algısını yıktı. Atina için tedirgin edicidir. İki. Türkiye; Libya, Kafkaslar, Suriye ve Irak'ta stratejik zemin kazandı. Üç. Türkiye'nin sorunlu dosyalarını (Suriye, Ermenistan, terör vb) tek tek kapatıyor olması, geriye yoğunlaşacağı iki konu bırakır: Ege ve Kıbrıs. Atina yaklaşan dalgayı görüyor. Dört. Türkiye-Batı ilişkileri -karşılıklı yarar parantezinde- tazeleniyor. Atina, bu gelişmeyi durdurma ya da tersine çevirme arayışındadır. Beş. Küresel/bölgesel gelişmeler AB'yi kapsama alanını genişletmeye itiyor. Yunanistan/Rum Kesimi, bu süreci Orta Asya'dan Balkanlara, kendi gündemi için bir kaldıraç olarak kullanıyor.
MACRON'UN GÖRÜNMEYEN AMACI
Altı. AB ve NATO'daki belirsizlik Yunanistan/Rum Kesimi'ni İsrail'le yakınlaşmaya itiyor. Yedi. Fransa; Yunanistan'a "nükleer şemsiye" teklif ederken, Kıbrıs'ta asker bulundurmak için Rum Kesimi ile anlaşma imzalıyor. Ankara'dan gelen "Ne yapıyorsunuz" sorusuna verdikleri yanıt şudur: "Amacımız sadece silah satmak." Ama bu kadar basit değil. Fransa; Suriye ve Lübnan'da (ve Kafkaslarda ve Afrika'da) oyun dışı kaldı. Doğu Akdeniz'e Kıbrıs üzerinden tutunmaya çalışıyor.
ANKARA'NIN TONU SERTLEŞİYOR
Yunanistan/Rum Kesimi'nin agresif politikaları (Serteleşen söylem, adalara füze bataryaları, deniz parkları vb.) tüm bunların sonucudur. Ankara'nın bu süreci dikkatlice takip ettiğini, ancak tansiyonu yükseltmediğini görüyorduk. Oysa bu tavır değişiyor. KKTC'ye konuşlanan F-16'lar, deniz yetki alanlarıyla ilgili düzenleme hazırlığı bu çerçevede okunmalı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk'ünün hak ve hukukuna kastedilirse cevabımız çok net olur, çok da sert olur" mesajı bu kapsamdadır. Aynı gün Dışişleri Bakanı Fidan'ın, Yunan mevkidaşıyla Sofya'da bir araya geldiğini, "İkili ilişkilerimizi olumsuz etkileyecek çıkışları yadırgıyoruz" mesajı verdiğini de vurgulayalım. Ankara'yı öfkelendiren son sıcak gelişme -muhtemelen- Rum Kesimi'nin Fransa ile Pazartesi günü imzaladığı SOFA anlaşmasıdır. Bu anlaşmayla ada, garantör olmayan bir ülkeye açılmıştır. Kıbrıs'ın statükosu değişmiştir.
YENİ BÖLGESEL KOORDİNASYON
İsrail'in "altıgen", agresif politikaları yeni bir bölgesel koordinasyonu (henüz ittifak demiyoruz) zorunlu kılıyor. Türkiye, S. Arabistan, Mısır, Katar hatta Pakistan'ın Gazze'deki soykırımla başlayan, Suriye'de izleri görülen "dış politika ve güvenlikte koordinasyon ve eşgüdüm" çalışmaları İran kriziyle derinleşti. Bir süredir bu koordinas-yonun, savunma işbirliğine dönüp dönmeyeceği tartışılıyor. İşin savunma ayağı şu an ikili ilişkiler düzeyinde yürüyor. Ancak geçtiğimiz günlerde, Ankara-Riyad ilişkilerini (ve bölgesel koordinasyonu) orta ve uzun vadede farklı bir boyuta taşıyacak önemli bir gelişme yaşandı.
DEMİRYOLUNDAN DAHA FAZLASI
Türkiye ile S. Arabistan'ın imzaladığı demiryolu mutabakat muhtırasından bahsediyorum. Bu gelişme, ulusal ve uluslararası basın organlarında "tarihi Hicaz demiryolu" boyutu üzerinden işleniyor. Ancak atlanan önemli bir detay var. Özetleyeyim:

12