2026 Dünya Kupası Kanada ve Meksika'nın da ortaklığıyla Amerika Birleşik Devletleri'nde devam etmekte.
Dünyanın önde gelen hemen hemen tüm yıldızlarının adeta gol şov yaptığı bu futbol ziyafeti görseline, zaman zaman uykusuz da kalarak tanıklık etmekteyiz.
Ancak Türkiye milli takım için Dünya Kupası oldukça hüzünlü ve dramatik bir şekilde ilk turda sona erdi.
Milli takım, ev sahibi ABD'ye karşı galip gelirken, diğer iki rakibi olan Avustralya ve Paraguay'a karşı kaybetti.
Tabii hemen darağaçları kuruldu.
Giyotinler bilendi.
Kılıçlar kuşanıldı,
mermiler namluya sürüldü ve " vurun kahpeye" nidalarıyla yargısız infazlar başladı.
Tıpkı TFF'nin kuruluşundan beri geçen 103 yılda sürekli olduğu gibi.
Malum, istikrarı pek sevmeyiz hatta açık konuşmak lazım "nefret ederiz".
Sebebi üzerine ciltler dolusu kitaplar yazılabilir belki ama sonuçta "biz böyleyiz".
VİNCENZO MONTELLA
Namlunun ucunda ve hemen orada, darağacı ya da giyotinin önünde kellesi istenen isim ise tabiki teknik direktör Vincenzo Montella'dan başkası değildi.
Çünkü Montella, takımı tek kale oynasa bile her iki maçı da kaybetmişti.
Neden ya da nasıl kaybettiğinin hiçbir önemi yoktu çünkü kaybetmişti.
Kaybettiği gerek Avustralya ve gerekse de Paraguay maçlarında Türk milli takımının net olarak tek kale oynadığının,
bu iki maçta yani toplam 180 dakikada rakiplerinin atabildiği sadece beş isabetli şuttan üçünün gol olduğunun, Türk milli takımının %80'lere varan topa sahip olma oranının ,
bu iki maçta attığı 70'e yakın şutun ve hatta hatta direklerden dönen topların da hiçbir kıymeti harbiyesi yoktu.
"Rahat lider çıkarız" dediğimiz grupta daha önceki Dünya kupalarına Avustralya'nın 7, Paraguay'un 9 ve ABD'nin de tam 11 kez katılmış ve çeşitli dereceler kazanmış olmaları da hiçbir şey ifade etmiyordu..
Oysa ve ama biz ise "futbol ülkesiydik."
Her ne kadar ilgili ve yetkili bir çok mahfilde hâla futbola "fitbol" desek de futbol ülkesiydik.
103 yılda Dünya Kupası'na sadece iki kere katılabilmiş olsak da futbol ülkesiydik.
13.000' e yakın diplomalı teknik direktörümüzden bir tanesi bile yurt dışında kayda değer bir iş bulamasa da futbol ülkesiydik.
120 şer yıllık anlı şanlı üç büyük kulübümüz, 2000 UEFA istisnası hariç, 120 yılda enternasyonel hiçbir başarı gösteremese de futbol ülkesiydik.
Her ne kadar 86 milyon kişiden bir Burak Yılmaz seviyesi kadar dahi olsun santrafor çıkaramazsak da biz futbol ülkesiydik.
Koskoca Anadolu'da Süper Lig futbol maçlarına birkaç bin bilet dahi satılmasa da biz futbol ülkesiydik.
Hakemlerimizin uluslararası alanda güvenilirliği sıfırın da altına düştüğü için ve tam 48 ülkenin katıldığı Dünya Kupası'nda tek bir hakemimiz dahi olmasa da biz futbol ülkesiydik.
Her ne kadar A milli takım bizim için daha çok "cimbomlu Ali'nin yerine fenerli Veli'nin oynaması ya da fenerli Mehmet'in yerine Kartal'ın Ahmet'inin olması gerektiği önermelerinden mütevellit ise de" biz futbol ülkesiydik.
Her ne kadar 86 milyonluk ülkemizin lisanslı futbolcu sayısı dört milyonluk Hırvatistandaki lisanslı futbolcu sayısına yakın seviyede ise de olsun du, biz futbol ülkesiydik.
Ve" hain" Montella(!) bizi mahvetmişti!
Bugüne kadar katıldığımız 17 Dünya Kupası'nda oynadığımız 13 final ve kazandığımız sekiz şampiyonluktan (!)sonra 2026 Dünya Kupası'nda daha ilk turdan bizi evimize döndürmüştü "zalım!"
MONTELLA ZORUNLULUĞU
Şaka bir yana geride kalan 103 yılda hep benzer refleksleri göstermemize rağmen birkaç cılız teşebbüs haricinde bu işi adam akıllıca masaya yatırıp sağlıklı teşhisler koyamammışız ve başarısızlığın sebeplerini sorgulayamamışız.
Evet sorgulayamamışız çünkü başarısızlık 103 yıldır hep süregelmiş.
Tek yaptığımız Ahmet'i suçlayıp onun yerine Mehmet'i getirmek sonra da Mehmet'i suçlayıp onun yerine de Rüknettin'i getirmek olmuş. Daha sonra da Rüknettin'i kovup tekrar Ahmet'i göreve getirmişiz. Aslında bugünler yine iyi hatta gayet iyi bizim kuşak ta iyi bilir; Rüknettin ile Ahmetler zamanında sık sık 5 ler, 6 lar hatta 8 ler yerdik.
Arkasındaki bir zamanlar oldukça etkin ve keskin bürokrasi desteği artık olmasa da en azından hâlâ hatırı sayılır bir goygoy ekibi mevcut bulunan Rüknettin'de, malum" vurun kahpeye" geleneğinin mensubu olduğundan ve tesadüf olmadığını şimdi çok daha iyi anladığımız bir zamanlamayla "tam da Dünya Kupası başlarken" ulusal medyada eski popülaritesinin de pek kalmadığından olsa gerek tuttu dijital ortamda kanal açtı ve yayın yaptı.

27