Üç hafta önce içimde uzun zamandır demlenen kararı uyguladım ve Instagram'ı telefonumdan sildim. İlk gün parmaklarımın kafası karıştı. Başparmağım zihnimin boşluğa veya sıkışıklığa düştüğü o anlarda kırmızı ikonun olduğu ekrana ulaşmak istedi.
Dünyamızda birtakım olayların birbiriyle ilintili ve eşzamanlı gerçekleşmesine, yeni çağ tabiriyle 'senkronizasyon' diyoruz. Bazense bir enerji dalgası ortaya çıkıyor ve ilgili olaylar farklı noktalarda aynı anlarda cereyan ediyor. Kolektif bilinçte farkındalık arttıkça, olan bitenler insanları düşündürmeye başlıyor ve karşılığında bir tavır, aksiyon sergileme gereği doğuyor. Üç hafta önce nihayet eyleme geçirdiğim bir kararın yaşamıma etkileriyle birkaç gün önce Reuters'ta yayımlanan, üstelik internet dünyası için çarpıcı bir haberin senkronizasyonuysa çok manidar.
Konu sosyal medya bağımlılığı. Bağımlılığın ötesinde, insanın ruh hali, psikolojisi ve hatta akıl sağlığı üzerine etkileri... Reuters ajansının gündeme taşıdığı konu, Facebook ve Instagram'ı barındıran Meta şirketinin sosyal medya kullanımı ve ruh sağlığıyla ilgili önemli bilimsel bulguları sakladığı iddiasını taşıyor. Geçen hafta ABD'nin okul bölgeleri adına dava açan Motley Rice avukatları 5 yıl önce yapılan araştırmada çarpıcı bulgular elde edildiğini ancak bunların kamuoyu ve yetkililerle paylaşılmadığını öne sürüyorlar. Meta sözcüleriyse iddiaların asılsız olduğunu savunuyor. İddiaya göre Meta'da görev alan biliminsanları 2020'de Nielsen şirketine bir araştırma yaptırtıyor. Sosyal medya kullanımının psikolojik etkileri üzerine uygulamalı anketler yapılıyor. Raporlara göre bir haftalığına Facebook'u pasif konuma alan kişiler 'depresyon, anksiyete, yalnızlık ve kendini başkalarıyla kıyaslama' hislerinin azaldığını belirtiyor. Dava konusuna bakılırsa Meta bulguların ardından araştırmaları devam ettirmiyor ve o günlerde şirketin etrafında dönen medyatik söylemlerle raporların lekelendiğini deklare ediyor. Reuters'ın haberine göre araştırmadaki bir personel, özellikle sosyal kıyaslama konusunda Nielsen sonuçlarının tutarlı olduğu konusunda ısrar ediyor. Bir başka personelse olayın geçmişte yaşanan 'tütün şirketlerinin sigaranın zararını öğrendikleri halde saklamasına' benzeyeceği yönündeki endişesini dile getiriyor.
Haberin DevamıHaberin DevamıŞimdi geleyim, gündemle senkronize olan hikâyeme... Üç hafta önce içimde uzun süre demlenmiş ani bir kararla Instagram'ı telefonumdan siliyorum. İlk gün parmaklarımın kafası karışıyor. Başparmağım, zihnimin boşluğa veya sıkışıklığa düştüğü o anlarda, kırmızı ikonun olduğu ekrana ulaşmak istiyor. Gözümden uzaklaştırmak için ikonu sakladığım klasöre, parmağım kendi kendine kayıyor. Gözlemliyorum... Reflekslerimi yakalayıp farkındalığım geliştikçe, realitemin değişmesi iyi geliyor. Mesajlara günde bir-iki kez platformun internet sitesinden bakmanın, akışlara sadece üstten göz atmanın yeterli geldiğini görmekse içimi ferahlatıyor. Sahiden, özgürleşmeye dair bir ümit doğuyor içimde: Sosyal medyasız da yapabiliyorum!
Haberin DevamıDaha az uyaran...
Instagram'ı parmağımdan uzağa koyunca fark ettiğim en çarpıcı şeyse içeriklerin değişmesi. Hayır, mobil yerine internet sitesinden izlerken algoritma değişmiyor fakat aynı videolar, aynı hikâyeler olsa bile kaydırarak izlemenin hazzını vermiyor. Dopamin ekonomisi ne demekmiş, tepeden tırnağa anlıyorum. Alışkanlık ve süreklilik yaratmak üzerine geliştirilmiş sonsuz arayüzler, fonksiyonlar ve uygulamalar, kas hafızası üzerinden beyne ulaşıyor ve haz merkezlerine çörekleniyorlar. Arayüzü değiştirince de ortamın albenisi, tatmin duygusu bir anda azalıyor. İşte o noktada, içeriklerin kalitesi ve değeri de ayrışıyor, farklılaşıyor.

7