Geçen hafta Hürriyet Pazar'ın kapağında 'Robotlu hayat, çok mu rahat' başlığını gördüğümde "Bu iyi bir soru" dedim. Ocak ayındaki 'Bir sen, bir ben, bir de robot' başlıklı yazıma atıfta bulunan haberin ilgi çekici yanıysa toplumun robotlar hakkındaki hissiyatına ayna tutmasıydı. Önümüzdeki 10 yıl içinde bizimle hayata dahil olacak bu yarı soyut varlıklar bakalım ilk önce nerelerde karşımıza çıkacaklar
Yapay zekâ hayatımıza adeta 'evrensel üçüncü şahıs' olarak girdiğinden bu yana, insan olmayan ve fakat zekâ emareleri gösteren yarı soyut bir varlığa giderek alışmaya başlıyoruz. Evet, önümüzdeki 10 yıl içinde bu varlık ete kemiğe, daha doğrusu çipe ve materyale bürünmüş halde hayatın içinde rol alacak. Geçen haftaki haberde farklı kesimlerden görüşlerin ortak noktası, herkesin robotları insanmış gibi algılamaya meyilli olmasıydı. Robot dendiğinde aklımıza hep humanoid, yani insansı formda makineler geliyor olsa bile teknoloji uzmanları robotlara dair ilk büyük farkındalığın sürücüsüz araçlarla gelişeceğini öne sürüyorlar. 3 ila 5 yılda ABD'nin ve Avrupa'nın otoyollarında sürücüsüz araçların çoğalmasıyla şimdiye kadar otomobil diye bildiğimiz makineler birer robot olarak karşımıza çıkmaya başlayacak. Yüz yıldır şoförler ve direksiyonla özdeşleşen taşıtlardaki bu değişimin insanların gerçeklik algısını hızlı biçimde dönüştürebileceği düşünülüyor.
Haberin DevamıDiğer yandan evde ve işyerlerinde kullandığımız günlük makineler, işleri tamamen kendi kendilerine yapabilir hale gelecek ve her geçen gün akıllanacaklar. Sıradan aletler akıllandıkça etrafımızda konuşan, kendi kendine karar veren, hatta bize tavsiyeler sunan 'şeylere' giderek alışmaya başlayacağız. Akıllı makinelerin gerçekliğine yatay geçişimiz sırasında robotik teknolojisi iyice gelişecek ve nihayet bilimkurgu filmlerindeki gibi insansı robotların etrafta dolandığı bir realiteye adım atacağız. Robotlar beklenildiği üzere öncelikle endüstriyel sahalarda, işyerlerinde, ticari işletmelerde karşımıza çıkacak. Şimdiden restoranlarda, okullarda, hastanelerde görmeye başladığımız cihazlara robot denmesi kulağa havalı gelse de aslında hiçbiri tekerlekli bilgisayardan fazlası değil. Halbuki robot denince aklımıza gelen tipler 'Star Wars' filmlerindeki hantal ama sevimli C-3PO ve R2-D2 ile 'Star Trek' dizisindeki gelişmiş android 'Data' arasında bir yerde duruyor. Haberdeki yorumlara bakılırsa hepimiz günün birinde görünüşü, hareketleri ve konuşmasıyla 'insan yarısı' makineleri hayatımıza kabul edeceğimiz zamanı bekliyoruz.
Haberin DevamıPeki, robotlu hayat gerçekten çok mu rahat olacak, yoksa robotların varlığı bir noktada ayağımıza mı dolanacak Tam yanıtını gelecekte alabileceğimiz bir soru ancak akıllı telefonlarla ilişkimiz şimdiden fikir verebilir. Onsuz yapamadığımız fakat en büyük dikkat dağıtanımız haline gelmiş bir teknoloji... Biliyorsunuz ki kabahat akıllı telefonda değil; bizi bağımlı hale getirmek üzere geliştirilmiş bazı uygulamalarda, en çok da sosyal olanlarında! Dolayısıyla robotlarla hayat daha mı rahat olacak yoksa başa bela mı konusunda yine onları geliştiren insanların niyetleri, amaçları belirleyici olacak. "Robotlar acaba bir gün bilinçlenir mi, filmlerdeki gibi kötü niyetli şeyler yapmaya yeltenir mi" sorusu bu anlamda hiç de mantıksız değil. Sermayeyle yönetilen ve her anlamda rekabetin hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz... Çok değil 20-30 sene öncesine kadar markalar sağlamlık ve uzun ömürlülük konusunda birbiriyle yarışırdı. Şimdiyse yenilik her şeyin önüne geçiyor. Peki, bir şeylerin yenisinin alınması için öncekilerin eskimesi gerekmez mi Şunun için söylüyorum; yakın gelecekte teknoloji şirketlerinin insan yaşamına (ve doğaya) kendi kârlılıklarından daha fazla önem vermeyeceğini baştan kabul etmek gerekiyor. İstisnalar kaideyi bozmadan elbette...
Haberin Devamı
154