MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir serzenişte bulunuyor:
- CNC tezgahları boş kaldı.
- Sanayi, çalıştıracak işçi bulamıyor.
- Kurye var, fabrikada çalışacak insan yok.
Sahadan aldığımız veriler ciddi bir atıl kapasiteye işaret ediyor. CNC tezgahlarını binlerce Euro'ya Avrupa'dan sipariş edip yolunu gözlediğimiz günlerden, bu tezgahların boşaldığı ve kullanılmadığı bir noktaya geldik.
Diyarbakır'da, Batman'da çok enteresan örnekler var. Üretebilecek potansiyeli var, fiyatla ilgili problemi yok ama çalıştıracak adam yok. İnsanlar kurye olmayı, güvenlik görevlisi olmayı fabrikada çalışmaya tercih ediyor.
Sanayide, üretimde çalışan emek yoğun kesime pozitif ayrımcılık şart. Üretimde çalışanların maaşlarına gelir vergisi istisnası getirilebilir. Çocuk yardımı, kira katkısı gibi destekler üretimde çalışanlar için yeniden düzenlenmeli.
Eğer sanayi çalışanıyla bir restoranda çalışan arasındaki konfor farkını ekonomik teşvikle kapatmazsak, bu sarmaldan kurtulamayız. Mevcut sanayimizi ayakta tutmak için bu adımları atmalıyız.
Bu sözler, Türkiye'de üretim ve işgücü piyasalarındaki önemli sorun ve dengesizliklerin varlığına işaret ediyor.
Kalifiye veya teknik beceri sahibi işgücünün sanayiden uzaklaşmasını yalnızca "gençler rahat iş istiyor," "kuryelik, esnek çalışma imkanı ve daha fazla özgürlük sağlıyor" gibi gerekçelere dayandırmak eksik ve yüzeysel kalır. Çünkü insanlar, özellikle belirli bir teknik bilgi ve beceriye sahipse; ağır, dikkat gerektiren ve sorumluluğu yüksek olan bir işi, ancak karşılığında tatminkâr bir ücret düzeyi elde edebiliyorsa yapmak ister.
Bir CNC operatörü, kaynak ustası veya teknik üretim personeli; yüksek dikkat, disiplin, düşük hata toleransı, fiziki ve psikolojik yıpranma gerektiren bir iş yapıp; buna rağmen hayat standardını kayda değer biçimde yükseltecek bir ücret alamıyorsa, sanayi onun için cazip olmaktan çıkar.
MÜSİAD başkanının dile getirdiği konunun esası budur.
Yani sorun, sanayideki düşük ücretlerdir.
Eğer sanayi, çalışanına belirgin biçimde daha yüksek gelir, daha iyi hayat standardı ve sosyal güven hissi sağlayabilseydi; birçok insan bugün kuryelik, güvenlik veya benzeri geçici hizmet işlerine yönelmezdi.
Peki, sanayide ücretler neden düşük
Bunu yalnızca, "işveren daha fazla kâr etmek istiyor," "işçi sömürülüyor" gibi yüzeysel ve tepkisel açıklamalarla ele almak gerçeği tam olarak yansıtmaz. Çünkü, bugün Türkiye'de sanayiciler, genel olarak ciddi maliyet baskısı altında faaliyet göstermeye çalışıyorlar. Bu sebeple, özellikle küçük ve orta ölçekli üreticilerin önemli bir kısmı; yüksek maliyetler karşısında, ancak çok düşük kâr marjlarıyla ayakta kalabiliyor.
Sanayide ücret düşüklüğünün temel sebeplerinden biri, Türkiye'nin uzun yıllardır "düşük katma değerli üretim modeliyle rekabet etmeye çalışmasıdır." Yani birçok sektörde firmalar; marka, teknoloji, patent, tasarım ve yüksek verimlilik üzerinden değil; genellikle düşük maliyet üzerinden rekabet ederek kendilerine pazar bulabiliyorlar.
Düşük nitelikli ve düşük katma değerli üretim yapan bir işletmenin temel sorunu; çalışanı başlıbaşına bir "maliyet unsuru" olarak görmesidir. Bu nedenle, özellikle emek yoğun işlerde, işverene maliyet avantajı, dolayısıyla tasarruf sağlayacak temel girdi, işçilik ücretlerinin düşük tutulması oluyor.
Ekonomisi güçlü ve iyi seviyede sanayileşmiş bir ülkedeki bir üretici; güçlü marka değeri, yüksek teknoloji, otomasyon, verimlilik ve yüksek satış geliri sayesinde çalışanına yüksek maaş verebilirken; Türkiye'deki birçok üretici aynı ürünü çok daha düşük fiyatla satmak zorunda kalıyor. Bunun sebebi, genel olarak şirketlerimizin küresel pazarlarda "ucuz üretici kategorisinde yer alması... Ucuz ve kalitesiz mal üreten bir sanayicinin, çalışanına yüksek ücret vermesini bekleyemezsiniz.
Burada döviz kuru dengeleri de önemli bir etken. Türkiye'de uzun dönem boyunca üreticiler, bir taraftan ithal hammadde ve enerji maliyetleriyle karşı karşıya kalırken; diğer taraftan kur politikaları nedeniyle ihracatta bekledikleri rekabet avantajını sağlayamadılar. Kur baskılandığında ihracatçının geliri eridi; kur yükseldiğinde ise enerji, makine, ara malı ve finansman maliyetleri artmaya başladı. Sonuçta sanayici çoğu zaman iki taraflı sıkışır hale geldi. Türkiye'de özellikle son 20 yılda tam olarak bu tabloyu yaşıyoruz.
Finansman maliyetleri de ayrı bir problem. Yüksek faiz ortamında üretici; yatırım yapmakta, modernizasyon sağlamakta ve çalışan ücretlerini gereği gibi arttırmakta zorlanıyor. Çünkü elde ettiği kazancın önemli kısmı kredi maliyetlerine, işletme giderlerine ve artan sabit masraflara gidiyor. Özellikle emek yoğun sektörlerde bu baskı çok daha sert hissediliyor.
Bir diğer önemli unsur da verimlilik sorunu...
Türkiye'de birçok işletme hâlâ düşük ölçekli, aile tipi, parçalı ve teknolojik dönüşümü sınırlı yapılarla faaliyet gösteriyor. İşverenin çalışan başına ürettiği katma değer sınırlı kaldığı sürece; diğer bir ifade ile verimlilik arttırılmadan, ücretlerin düzenli ve sürdürülebilir biçimde yükseltilmesi hayli zorlaşıyor. Yani sorun, yalnızca "işçiye az ücret ödeyerek maliyetinden kazanmak" değil; ağırlıklı olarak, ekonominin toplam üretim kalitesinin ve verimlilik seviyesinin yetersizliği...

19