Pastaya üşüşmek mi, pastayı büyütmek mi

Türkiye'de toplam 32.5 milyon çalışan var. Bu, toplam nüfusun %37'sini oluşturuyor.
Kabaca nüfusun 3'te 2'ye yakın bölümü, yani neredeyse her 3 kişiden 2'si; çalışan 3'te 1'in ürettiği katma değer üzerinden geçimini sağlıyor.
Türkiye'de bir yıl içinde üretilen tüm mal ve hizmetlerin toplamını, yani tüm çalışanların "üretim çıktısını" tek ve büyük bir "pasta" (ülkenin toplam milli geliri) olarak sembolize edelim.
Bu, şu anlama gelecektir:
-87 milyonluk nüfus içinden, çalışan 32.5 milyonun ürettiği bir pasta…
-Karnını doyurmak üzere bu pastayı bölüşecek 87 milyon nüfus.
Ortaya çıkan tablonun gündeme getireceği, çözümü vazgeçilmez sorunlar şunlar olacaktır:
-87 milyonun yeterli düzeyde karnını doyurmak üzere ihtiyaç duyduğu pastanın içeriği, gıda girdileri, bileşimi, doyurucu işlevi ve büyüklüğünün ne olması gerekmektedir
-Üretilen pasta, olması gereken pastanın içerik, kalite, büyüklük ve doyuruculuk özelliklerini ne ölçüde karşılayacaktır
-Pastanın üretiminde görev alanların sağladıkları rol ve katkılar nasıl belirlenmiştir Birikim ve kapasiteleri, ehliyet ve liyakatleri takdir edilmiş midir
-Üretilen pasta, karnını doyuracaklar arasında nasıl bölüşülecek ve bölüşme işini kim yönetecektir Bölüşüm, hangi ilke ve esaslarla, hangi kriterler çerçevesinde ve hangi oranlara göre yapılacaktır
Bu oldukça basit ve yalın metafor, bize 1.3 trilyon$ olduğu belirtilen Türkiye milli gelirinin nasıl üretildiğini (üretileceğini) ve ülke nüfusu arasında nasıl bölüşüleceğini anlatıyor.
Ülkemizde pastanın mevcut durumuyla ilgili tespit etmemiz gereken temel noktalar şunlar:
-Üretilen pasta hacim, içerik ve doyuruculuk açısından yeterli değil.
-Nüfusun 3'te 2'si pastanın üretiminde yeterince ve gerektiği şekilde görev almamış durumda…(Burada, çalışmayan nüfus içinde, "çalışma çağı dışındaki" kesimler; çocuklar, yaşlılar hakkında herhangi bir yargıya varmıyoruz. Sadece demografik bir gerçekliği tespit etmekle yetiniyoruz.)
-Pastanın üretiminde görev alanların rol ve katkıları, birikim ve kapasitelerine göre sağlanmamış.
-Pastanın bölüşümünden, üretimine "katılsın" veya "katılmasın," herkes pay alıyor. Ancak pasta, ülke nüfusu arasında, asla adil ve dengeli dağıtılmıyor.
Açıklayalım:
-Öncelikle bölüşüm işini yönetenler; siftah yaparken kendilerine hatırı sayılır büyüklükte pay alıyorlar.
-Pastanın tüm ülke nüfusuna dağıtılmasında, oldukça düşük bir azınlık; eğer pasta "tüm nüfusa eşit dağıtılsaydı," "herkese düşecek paydan" çok daha fazlasını alıyor.
Bu durum, tam olarak ülkemizdeki "gelir dağılımı adaletsizliğini" ifade ediyor.
Bu bağlamda, TÜİK'in 2024 verilerine göre, nüfusun en üst %20'lik dilimi, toplam pastanın %47'sini; en alt %20'lik dilimi, toplam pastanın %6'sını alıyor
Ortalama kişi başına alınan pasta miktarını karşılaştırırsak; en zengin %20'lik dilime girenler, en yoksul %20'lik dilime girenlerin 8 katı büyüklüğünde pasta alıyor.
Nüfusun çok daha az bir oranını oluşturan, yani çok daha düşük yüzdelik dilime giren (%0.01, %0.1, %1 gibi) esas mutlu azınlığın ise, kendilerinden aşağıda kalan "mutsuz çoğunluğa" göre pastadan ne kadar çok pay alacağını artık siz hesap edin.
Bölüşümle ilgili anlatılacaklar bununla bitmiyor:
Pastamızın, zengin ve müreffeh ülkelerin ürettikleri pastalara göre küçük, niteliksiz, ve kalitesiz olduğunu; dolayısıyla nüfusumuzu tatmin edici düzeyde doyurmaya yeterli olmadığını söylemiştik.
Bu noktada, pastanın yetersizliğinin yanı sıra, "bölüşülme tarzı" ve "yöntemi" de oldukça önemli hale geliyor.
Pasta, yeterli kalitede ve herkesi doyuracak büyüklükte olsaydı, bölüşümden pay isteyen herkes üretimine katılmış olsaydı, herkese layık olduğu payın verilmesini sağlayacak adil bir bölüşüm ve dağıtım sistemi olsaydı; bölüşüm, belirlenen yöntem ve kurallara göre gayet adil, sakin, düzenli ve aksaksız bir biçimde yürütülecekti. Dolayısıyla herkes, gayet görgülü, sakin, soğukkanlı ve sabırlı şekilde sırasıyla kendisine düşen payın verilmesini bekleyecekti.
Oysa herkes, dağıtılacak pastanın tüm nüfusu doyurmaya yetmeyeceğini; üretiminde olduğu gibi, dağıtımında da önceden belirlenmiş geçerli objektif, adil ve hakkaniyetli bir sistem bulunmadığını bildiği için, koşarak herkesten önce gidip pastadan olabildiğince fazla pay kapmaya çalışacaktır.
Yani, herkes kaçınılmaz bir biçimde pastaya "üşüşecektir"
Bir varlığı büyütmek, kaynakların verimli ve tasarruflu biçimde kullanılmasını; ehliyetin, liyakatin ve çabanın takdir edilmesini gerektirir.
Büyütülen bir pastanın bölüşülmesi sorun olmaz. Herkes, büyütülmesinde üstlendiği rol ve sağladığı katkı oranında payını alır.
Oysa, miktarı sabit kalan mevcut bir varlığa üşüşülerek daha fazla pay kapma yarışına girilmesi adaletsizlik doğurur.
Üşüşmede, "üretime katkı ile bağlantılı bir haketme" boyutu olmadığı için, pay kapabilmek; yüksek manevra yeteneğini erken davranmayı ve dağıtım noktasına herkesten önce ulaşmayı gerektirir.
Üşüşülen her yerde entrika, kurnazlık ve haksızlık vardır.