İki genç bir kahvehaneye giriyor ve masada oyun oynamakta olan dört kişilik bir gruba selam veriyor.
-Selamünaleyküm.
Oynayanların arasından biri karşılık veriyor:
-Selamünaleyküm yok! Bunu nereden çıkardın
-Abi, selam verdik ya!
-Merhaba, merhaba... Türkçe konuşun. Selamünaleyküm ne demek
- "Selamünaleyküm, merhaba" o zaman diyorum.
-Selamünaleyküm yok, sadece merhaba!
-Müslüman değil misiniz
-Ben Müslüman değilim. Kimse Müslüman olmak zorunda değil!
Sıradan bir selamlaşma ile başlayan ve Türkiye'nin toplumsal ve kültürel hayatında alabildiğine travmatik ve huzursuz blr atmosferin var olduğunu ortaya koyan bu diyalog, kısa süre içinde sosyal medya platformlarında viral oldu .
Türkiye, insani ve sosyal ilişkilerin en temel ve anahtar kavramlarında bile ciddi bir ayrışma ve anlaşmazlık yaşıyor.
Bundan 100 yıl önce bu topraklarda selamlaşma terimleri üzerinde bu türden bir çatışma ve uyumsuzluk yoktu.
En azından toplumun gündelik hayatında yerleşmiş selamlaşma ifadelerinin, insanların birbirleri karşısındaki ideolojik konumlarını belirleyen birer kimlik işareti olarak algılanması ve bu ölçüde sorgulanması söz konusu değildi.
Sarf edilen sözlerden anlaşılacağı üzere, tartışmanın en dramatik boyutu, konunun doğrudan din ve inanç bağlamı üzerinden bir kutuplaşmaya ve kamplaşmaya dönüşmesi...
Sosyal bağları ve kaynaşmayı ifade eden iletişim terimleri ve selamlaşma ifadeleri, ideolojilerin ve siyasi görüşlerin üstünde olması gereken ortak kültürel değerlerdir.
Çünkü selamlaşma, yalnızca sıradan bir seremoniye ait sözcüklerin karşılıklı olarak kullanılması değildir. İnsanların birbirlerini tanıdıklarını, aynı sosyal çevrenin parçası olduklarını ve karşılıklı iyi niyet taşıdıklarını ifade eden en temel toplumsal ilişki biçimlerinden biridir.
Bu nedenle bir selamlaşma ifadesinin, taşıdığı asli anlamından ve iyi niyet beyanından koparılarak ideolojik bir aidiyete veya dini kimliğin sorgulanmasına gerekçe yapılması, basit bir dil tartışmasının çok ötesinde anlam taşıyor.
Peki, bu ifadeler neden ortak kültürel değerler olarak görülmelidir
Çünkü bunlar, herhangi bir otoritenin kurgusu ve denetimi altında, sentetik olarak imal edilemezler.
Sosyolojik değişim ve kültürel gelişme sürecinde, yüzyıllar içinde kendiliğinden, adım adım gelişir; halka mal olur ve onları yaşatan kültürün bir parçası hâline gelirler.
Dillerin tarihi gelişimi, o dili kullanan farklı toplumların birbirleriyle kurdukları ilişkilerden bağımsız değildir. Ticaret, göç, savaş, din, bilim, edebiyat ve gündelik hayat aracılığıyla diller birbirlerinden sözcükler alır; bu sözcükler zaman içinde yeni anlamlar ve kullanım biçimleri kazanarak yerleştikleri dilin doğal unsurlarına dönüşür.
Dolayısıyla bir sözcüğün kökeni ile bugün ait olduğu dil ve kültür çevresi aynı şey değildir. Bir sözcüğün başka bir dilden gelmiş olması, onun kullanıldığı toplumun kültürel mirasının dışında kaldığı anlamına gelmez.
Bir sözcüğün veya ifadenin tarihi kökeninden ve geldiği kültür ve inanç çevresinden hareketle; onu kullanan kişinin inancı, dünya görüşü veya siyasi kimliğine dair peşin bir hükme varmak, dilin toplumsal ve kültürel işlevini göz ardı etmektir.
"Selamünaleyküm" ifadesinden neden rahatsızlık duyuluyor
Bu hitaptan, iki temel nedenle endişe ve rahatsızlık duyulabilir:
-Birincisi, hitabın içerdiği sözcük ve terimlerin dini telkin, mesaj veya dayatma anlamı taşıdığı endişesi.
-İkincisi, hitabın içindeki kavram ve sözcüklerin yabancı bir dilin kültürel istilasının araçları olarak kullanıldığı endişesi...
Bu iki endişe, temelde birbirinden farklıdır:
Birincisi, inanç özgürlüğü ve dini kimlik üzerinden, ikincisi ise dil ve kültürel kimlik üzerinden şekillenir.
Ancak her ikisinin de değerlendirilmesinde, sözcüğün kökeni ve tarihi süreçte geçirdiği değişim kadar; toplum içindeki kullanımı ve bugün taşıdığı anlam dikkate alınmalıdır.
Bir ifadenin dini bir gelenek içinde yaygınlaşmış olması, onu kullanan herkesin karşısındaki kişiye dini bir inancı benimsetme amacı taşıdığı anlamına gelmez. Aynı şekilde bir ifadenin yabancı kökenli olması da onun bugün yabancı bir dilin temsilcisi olarak kullanıldığını göstermez.
Yabancı bir kültür ve toplum çevresine gittiğiniz zaman, oradaki insanlarla kendi dilinizden değil, onların ortak selamlaşma ve iletişim diliyle bağlantı kurarsınız.
Mesela İngilizce konuşulan Batı ülkelerinde, "Hello" veya "Good morning" diyerek söze başlarsınız.
Fransa'da "Bonjour,"İspanya'da "Hola," İtalya'da "Buongiorno" ifadeleriyle karşılaşırsınız ve siz de bu ifadeleri kullanarak iletişim kurarsınız. Bunların her biri, kullanıldıkları toplumların gündelik iletişim kültürünün doğal parçalarıdır.
Fakat, Türkiye'de karşılaştığınız "Selamünaleyküm" hitabını, yabancı bir ülkeden gelen bir insanın kendi yabancı dilinden size yönelttiği bir selamlaşma sözcüğü olarak değerlendiremezsiniz.
Buradaki temel ayırt edici nokta, sözcüğün hangi dilden doğduğu değil; hangi toplumun gündelik hayatına yerleştiği ve hangi kültürel çevrede yaşatıldığıdır.
Nihayet "Selamünaleyküm," içinde bulunduğunuz toplumun geleneklerinin ve sosyal ilişki kültürünün bir parçası olan; tarihi süreçte Türkçenin söz varlığına ve toplumun selamlaşma literatürüne yerleşen bir hitap. Neredeyse bin yıldır bu topraklarda kullanılıyor. Yani bir Fransız'ın, İngiliz'in veya İspanyol'un, bulunduğunuz ortama gelip size kendi dilinden seslenmesi türünden bir şey değil.
Bir dilin gücü, kendisini tarih boyunca etkileşim kurduğu farklı kültürlerden yalıtmasında değil; bu etkileşimlerden gelen unsurları bünyesinde başarıyla işleyerek kendi kültür hazinesine katabilmesinde aranmalıdır.
Bir toplumun kendi dilini koruması, geliştirmesi ve yabancı dillerin kültürel hegemonyasına karşı savunması anlaşılabilir bir tutumdur. Ancak dilin korunması ile dilin tarihi süreçte elde ettiği söz varlığı ve ifade zenginliği birikiminin reddedilmesi birbirine karıştırılmamalıdır.
Bu noktada, "dili geliştirme" bilinci ile "dil tasfiyeciliği"arasındaki ayrım önem kazanıyor. Birincisi, dilin gelişmesini ve zenginleşmesini amaçlarken; ikincisi tarihi birikimin belirli unsurlarını ideolojik tercihler doğrultusunda ve bilinçli bir biçimde dışlamaya yöneliyor.

14