Menfaat çatışması kıskacındaki fon skandalı

Ulvi Saran
Bugün
15

Organizasyon yönetiminde hayati önem taşıyan ve aynı zamanda sarsıntılarını henüz atlatamadığımız fon skandalıyla yakından ilgili temel bir ilke var:
Genel bir yönetim çevresinde veya bir kuruluşta, görev ve sorumluluk dağılımının ve personel atamalarının "menfaat çatışması" doğurmayacak şekilde yapılması...
Menfaat çatışması, bir kuruluşta karar alıcı konumdaki kişiler düzeyinde; kuruluşun içindeki birimlerle ilgili olarak veya birbirinden bağımsız tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar arasında söz konusu olabiliyor.
Karar verme ve uygulama mevkiindeki otoritenin yasal, profesyonel veya etik sorumlulukları ile kendi dar kapsamlı (şahsi, birim düzeyinde veya ticari) çıkarları arasında sıkıştığı; buradan doğan çelişkinin de objektif, tarafsız, liyakate dayalı ve herkesin ortak faydasına olması gereken karar alma yeteneğini tehlikeye atmasına ve olumsuz yönde kullanmasına sebep olan tüm durumlar "menfaat çatışması"olgusunu ifade ediyor.
Menfaat çatışmasının doğması için mutlaka adil olmayan kararın verilmesi veya uygulamaya konulması gerekmez; kişi veya merciin kendisine emanet edilen yetkiyi veya konumu, kurumun veya genelin menfaati yerine kendi şahsi, mali veya sosyal avantajı için kullanabilme potansiyeline sahip olması yeterlidir.
Terminolojik olarak "menfaat çatışması," kökenini Ahlak Felsefesi ve Hukuk disiplinlerinden alan; günümüzde ise doğrudan yönetim bilimi, kamu yönetimi ve organizasyon yönetimi alanlarının merkezinde yer alan çok boyutlu bir kavramdır. Genel olarak karar alma süreçlerinde liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin güvencesi olarak işlev görür ve yönetimde şahsi güdülerin, kurumsal veya toplumsal yararın önüne geçmesini engelleyen temel bir "etik güvenlik ve denetim" mekanizması olarak rol oynar.
Menfaat çatışmasına düşülmemesi ve bu amaca yönelik düzenlemelerin en yüksek hassasiyetle uygulanması gereken alan hiç şüphesiz devlet yönetimidir.
Yani, kamu kurumlarının;
-Kuruluş örgütlenme ve birbirleriyle ilişki düzenlerinin belirlenmesinde,
-Organizasyon yapılarının tasarlanmasında,
-Birimler arasında görev, yetki ve sorumlulukların dağıtılmasında,
-Görev pozisyonlarının yetki ve sorumluluk çerçevelerinin belirlenmesinde ve özellikle bu pozisyonlara yapılacak atamalarda bu ilkeye uyulması kritik önem taşır.
Ne yazık ki devlet pratiğimizde, özellikle genel çerçevede idari yapının mimari tasarımından başlayarak personel atamalarına kadar olan hemen tüm aşamalarda idari tutarlılık ve sürdürülebilirliğin anahtarı olan bu hassasiyete uyulmuyor ve bu çerçevedeki kritik gereklilikler çoğu defa bütünüyle göz ardı ediliyor.
Son günlerde yaşanan fon skandalına, kurumlararası ilişkilerdeki zafiyet ve çelişkilerin yanı sıra sermaye piyasalarının düzenlenmesi, gözetimi ve denetimi düzeyinde sebebiyet veren ihmaller ve denetimsizlik zincirini incelediğimizde; karşımıza konumuz açısından laboratuvar incelemesine esas olacak çok boyutlu bir örnek olay çıktığını görüyoruz.
Bu bağlamda skandal örneğimizde göz ardı edilen çıkar çatışmalarının; kurumsal örgütlenmeden başlayarak, kurumlar arası işleyişin düzenlenmesine ve liyakati dışlayan atamalara kadar her aşamayı nasıl yozlaştırdığına ve ne derece yıkıcı sonuçlar doğurduğuna üzülerek tanık olmuş bulunuyoruz.
Konumuz kapsamında bu açıdan en çok dikkat çeken iki temel açmaz ve uyuşmazlığa yer vereceğiz:
-Çelişki konusu en önemli açmaz; Devlet Denetleme Kurulu Başkanının Borsa İstanbul'un yönetim ve denetim kurullarında görev almış almasıdır.
Kriz patlak verdikten sonra, Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanlığınca skandalı soruşturmak üzere görevlendirildi.
Devletin en üst denetim kurulu olan DDK'ya böylesine derin, yaygın ve sarsıcı etkileri olan bir skandalı soruşturma görevi verilmiş olması son derece önemlidir ve yerinde olmuştur.
Görevlendirmenin ardından Devlet Denetleme Kurulu başkanı, süreci bağımsız ve tarafsız bir şekilde yürütebilmek amacıyla; BİST'deki yönetim ve denetim kurulundaki görevlerinden ayrıldı.
Burada iki temel sorun var:
-Birincisi, başında mevcut başkanının bulunduğu Devlet Denetleme Kurulu'nun fon skandalını soruşturamayacak olması...
DDK bu konuda bir soruşturma yürütecekse, kurulun mevcut başkanının, Borsa İstanbul'daki yönetim kurulu üyeliği ve denetim komisyonu başkanlığı görevlerinden istifa ettiği gibi; üç yıldır yürütmekte olduğu DDK başkanlığı görevinden de istifa etmesi gerekirdi.
Bu şartlar altında, başında yaklaşık 3 yıldır Borsa İstanbul'un yönetim ve denetim organlarında görev yapan mevcut başkanının bulunmadığı bir Devlet Denetleme Kurulu, ancak söz konusu skandalı soruşturabilir.
Çünkü, Devlet Denetleme Kuruluna, krizde Borsa İstanbul'un, DDK'nın mevcut başkanının oradaki görevinden ayrıldıktan sonraki görev ve sorumluluk döneminin değil; ayrıldığı tarihe kadar orada görev yaptığı ve kriz gelişme süreciyle ilgili olduğu dönemin soruşturma görevi verilmiştir...Bu kapsamda, geçmişte kendisinin de yönetim kurulunda olduğu BİST'in fon manipülasyonlarını gözetim ve denetim altında bulundurma ve engelleme konusundaki sorumluluk ihmalini araştırması gerekecektir.
Birincisiyle bağlantılı ikinci sorun, yine fon skandalı süreci ve krizin patlak vermesi aşamaları, DDK başkanının Borsa İstanbul'daki görevlerinden ayrıldığı tarihten daha önceki dönemde geliştiği ve sonuçlandığı için; yani soruşturma görevi haliyle geçmişe yönelik olacağından, "şahsen oradaki görevlerinden ayrılma tedbirinin," yapacağı denetimin tartışılır olmasını değiştirmeyeceği gerçeğidir.
Bu, ciddi bir sorundur.