Yazar, Kahramanmaraş okul katliamını yüzeydeki şiddetten ziyade kronik yalnızlık, reddedilme duyarlılığı, aile içi ihmal, çevrim içi radikalleşme ve silaha kolay erişimin iç içe geçtiği bir sistem sorunu olarak analiz ediyor. Trajedinin benzeri vakalardan kaçınabilmesi için erken müdahale, aile terapisi ve okul temelli psikososyal izlemenin hayati önem taşıdığını vurguluyorsa da, bu uyarı sistemleri daha önceden neden işletilmedi?
Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu'nda İsa Aras Mersinli'nin gerçekleştirdiği ve 10 kişinin ölümüyle sonuçlanan trajik okul katliamı; çocuklarını kaybeden ailelerde ve halkta derin üzüntü ve acılara yol açtı.
Ancak, her zaman olduğu gibi olayda polis soruşturması ve adli süreçlerin ön plana çıkması; arka planında yer alan esas belirleyici nitelikteki sebep ve dinamiklerin göz ardı edilmesi riskini de beraberinde getiriyor.
Bu trajedi, bireysel psikolojik dinamiklerin ötesinde, ergenlik dönemindeki derin duygusal çatışmaların, aile içi ve toplumsal ilişkilerdeki kopuklukların, dijital dünyanın ürettiği izole ortamların ve kültürel-sosyal risk faktörlerinin iç içe geçtiği çok boyutlu bir arka plana işaret etmektedir. Olayı yalnızca yüzeydeki bir şiddet eylemi olarak değil; temelindeki derin olguları, oluşumunu şekillendiren etkileşim faktörlerini ve bunların ortaya çıkardığı patolojik tabloyu mercek altına alarak incelemek, benzer faciaların önlenmesi ve yaşanan toplumsal travmanın daha iyi anlaşılması açısından büyük önem taşıyor.
Mersinli'nin katliama gidiş sürecinde özel hayatından ve ilişki dünyasından dışarıya yansıyan bilgi, tespit ve dijital materyal, sosyal medyada fazlasıyla yer aldı.
Bilgisayarındaki manifesto notları, Discord yazışmaları, aile ifadesi, öğretmen ve arkadaş tanıklıkları, hayat tarzı ve çevrim içi aktivitelerine dayalı tespit ve verilerden hareket ettiğimizde, ortaya çıkan klinik ve sosyopsikolojik tablo şu başlıklar altında ele alınabilir:
-Kronik Yalnızlık, Reddedilme ve "Fark Edilme" Arzusu:
Saldırganın 11 Nisan tarihli manifesto niteliğindeki notu doğrudan iç dünyasını ortaya koyuyor:
Bunu yazarken tarih 11 Nisan 2026. Sen bunu okuduğunda ya bir şey planlıyor olacağım, yapmış olacağım ya da yapmak üzere olacağım. Hayatım boyunca hep yalnız kaldım. Nedenini bilmiyorum, aslında çok fazla şeyim vardı. Hep insanlarla kaynaşmaya çalıştım ama yalnız kaldım. İnsanların beni tanıması, fark etmesi hoşuma gidiyor. Bu dünyadaki varlığımı ve verdiğim zararı hissetsinler istiyorum ki sonunda beni fark etsinler.
Devamında yer alan "ailem benden nefret ediyor, korkuyor ve hayal kırıklığına uğramış durumda..." ifadesi; yoğun yalnızlık ve reddedilme duyarlılığı içinde bulunduğunu gösteriyor.
Sadece iki arkadaşı var ve onlarla iletişimi de oldukça zayıf. Duygu durumu, "öfke dolu çaresizliğini" yansıtırken; diğer taraftan hem kurban hem intikamcı rolünde bulunduğunu ortaya koyuyor.
Sadece iki arkadaşı var ve onlarla iletişimi de oldukça zayıf. Discord'da babasının kendisini boğmaya çalıştığına dair şöyle bir ifade var:
Öz babam beni boğmaya ve öldürmeye çalıştı. Bunun yanına kâr kalmasına izin vermeyeceğim.
Duygu durumu, "öfke dolu çaresizliğini" yansıtırken; diğer taraftan hem "kurban" hem "intikamcı" rolünü oynadığını görebiliyoruz.
130 IQ'süne dayanarak "ortalamanın çok üstündeyim, çalışmadan yüksek not alıyorum" ifadeleriyle devreye soktuğu "büyüklenmeci" savunma mekanizması, zihninin arka planında yatan "değersizlik"hissini maskeliyor.
-Psikolojik Sapmalar ve Patolojik Tablo:
Sınıfta kalemle kolunu deşme, jiletle bileğini ve boğazını kesme girişimleriyle ortaya çıkan depresif eğilimleri ve kendine zarar verme geçmişi; yalnızca acıya değil, aynı zamanda duygu durumunu düzenleme güçlüğü yaşadığına da işaret ediyor.
Sınıftaki davranışlarına dair arkadaşlarının tanıklıkları; Aras'ın yaşadığı öfke ve çaresizlik, kendine zarar verme eğilimi, dikkat çekme ve mesaj verme ihtiyacı ile kontrol kaybının giderek nasıl daha görünür ve tehditkâr biçimde dışa yansıdığını gösteriyor:
-Bazen çantasının ipiyle kendini boğmaya çalışıyordu.
-Derste kağıtlara ilginç semboller, okulun sınıf düzenini ve kurukafa gibi simgeler çiziyordu.
-Okuldaki bazı öğrencilere saldırıdan birkaç gün önce "Bu okula silahla saldıracağım" demişti.
Polis şapkası ve silahla poz vermesi; güç ve otoriteyle özdeşleşme arzusu, gerçek hayatta kuramadığı kimliğini şiddeti çağrıştıran semboller üzerinden inşa etme çabası, dikkat çekme ve görünür olma ihtiyacı ile ilişkilendirilebilir.
Burada, aynı zamanda kendisini daha güçlü, kontrol sahibi ve fark edilir kılma çabasını yansıtırken; geçmiş saldırgan figürler ya da medyadaki karakterler üzerinden öğrenilmiş bir rol model etkisi altında olduğunu görebiliyoruz.
Mersinli'nin davranışları, "antisosyal" kişiliğinin yanında "dürtü kontrol bozukluğu" özelliklerini de taşıyor. Saldırıdan iki gün önce poligon pratiği yapmış olması, çantasında götürdüğü birden fazla silahla hiç bir tereddüt göstermeden öğrencilere ateş açması bu kontrol bozukluğunu ortaya koyuyor.
Ancak bu tablo, tek başına bir "psikopatiden" ibaret olmayıp; yoğun öfke, değersizlik hissi ve kırılgan bir benliğin dış dünyaya tepki vermesi olarak görülmeli...
Daha önceki klinik muayenelerinde, yüksek zekâ ile sosyal iletişim güçlüğü (asosyallik) bir arada görülmüş ve bu durum "otizm spektrumu bozukluğu" veya "şizoid eğilimlerle"ilişkilendirilmiş. Psikologlar, toplumla uyum sağlamada yaşadığ sorunların çözümü için psikiyatrik tedavi önermişler, ancak baba tedaviyi aksatmış.

5