Finansal çöküş döngüsü: dün banker, bugün fon, yarın ne

Ulvi Saran
Bugün
15

Türkiye, özellikle 1980'lerden günümüze; niteliği, araçları, aktörleri ve pazarlama biçimi değişen; ancak temel işleyiş mantığı bakımından önemli benzerlikler taşıyan finansal skandallara, spekülatif furyalara ve büyük kayıplarla sonuçlanan çöküşlere defalarca sahne oldu. Kabaca her 10 yıllık dönem; kendi ekonomik şartları, teknolojisi ve fırsatları içinde yeni bir rant ve spekülasyon hikâyesi doğurdu.

Şöyle bir hafızamızı tazeleyelim ve geçmişten bugüne gerçekleşen kronolojik çizgide, tarihlere göre hangi skandalların yaşandığına bakalım:

-Banker skandalları ve yüksek faiz furyası (1980–1983).

-Titan benzeri piramit sistemleri ve saadet zincirleri (1990'lar).

-Kombassan ve Yimpaş benzeri holdingler, ortaklıklar ve batık projeler (1990'lar–2000'ler).

-İmar Bankası, İhlas Finans benzeri banka ve finans kuruluşları ve faktöring şirketi çöküşleri (1999–2003).

-Caprice Gold benzeri gayrimenkul, devremülk ve mega proje furyaları (2000'ler–2010'lar).

-Çiftlik Bank benzeri yeni nesil saadet zincirleri (2016–2018.

-Thodex benzeri kripto batakları ve dijital yatırım furyası(2017–2021 ve sonrası).

-Spekülatif hisselere ve yatırım fonlarına hücum; Tera, Pusula gibi fonlarda çöküş (2020–2026).

Halihazırda sarsıntılarını yaşamakta olduğumuz büyük fon skandalı ve ardından gelen finansal çöküş; geçmişte 1997'de Arnavutluk'ta, 1992-1994 arası Romanya'da ve 2008'de Kolombiya'da gerçekleşen "saadet zinciri" skandallarında olduğu gibi, finans çevrelerinde denetimsiz "gölge yapıların" yol açtığı ciddi bir piyasa istikrarsızlığı ve "finansal denetim yetersizliği" göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Nitekim, "The Economist" dergisinde henüz yayımlanan bir analizde, Türkiye'de yaşanan büyük yatırım fonu krizinin ülkemizin uluslararası finans endekslerindeki "gelişmekte olan piyasa" statüsünü riske attığı belirtiliyor. Yine aynı analizde, piyasalarındaki şeffaflık ve denetim sorunlarının çözülememesi durumunda, Türkiye'nin "sınır piyasa" kategorisine düşürülebileceği ve bunun dış sermaye çıkışına yol açabileceği riskine dikkat çekiliyor.

Geçmişten bugüne ülkemizde yaşanan bu tür krizlerde, genel olarak şu motto ve sloganlar var:

-Paranı yatır, yüksek faizle hızla büyüt.

-Sisteme erken gir, çevreni getir; kısa zamanda büyük para kazan.

-Küçük yatırım yap, sistem senin için çalışsın ve düzenli kazan.

-Bu hisse daha yolun başında; profesyonellerin yönettiği bu fon sürekli kazandırıyor.

Yani, kısaca "Az koy, erken gir, fırsatı kaçırma, kısa zamanda çok kazan ve köşeyi dön" mesajı veriliyor.

Bu skandallarda ve çöküş süreçlerinde üç temel aktör ve muhatap kitlesi var:

-İlk tarafta, insanların kısa zamanda yüksek kazanç elde ederek servete kavuşma, "köşeyi dönme" arzu ve hayallerine hitap eden; kimi zaman bu beklentiyi bizzat oluşturan ve kışkırtan yüksek getiri ve kazanç vaadi üreten yapılar yer alıyor.

Bunlar, dönemine göre banker, şirket, yatırım organizasyonu, gayrimenkul pazarlamacısı, piramit sistemi, dijital platform, fon veya başka bir finans organizasyonu biçimini alabiliyor. Hukuki nitelikleri ve meşruiyet temelleri farklı olsa da spekülatif furya oluşturmalarındaki ortak özellik; normalin üzerinde kazanç ihtimalini görünür kılmaları, bunu başarı ve zenginlik hikâyeleriyle pazarlamaları ve tasarruf sahibinin kısa sürede büyük servete ulaşma beklentisini harekete geçirmeleridir.

-İkinci tarafta ise, sunucunun vaadine karşılık veren hızlı servet arayışındaki yatırımcı kitlesi bulunuyor. İki tarafın kolaylıkla buluşmasında özellikle yüksek kazanç hırsı, sabırsızlık, hayalperestlik, sebepsiz iyimserlik, aşırı özgüven, sürü ve grup davranışı, önemli bir fırsatı kaçırma korkusu (FOMO), reklam ve propagandaya kapılma, başkalarının zenginlik hikâyelerinden etkilenme, verileri yeterince değerlendirmeme ve riskleri küçümseme gibi psikolojik ve psikososyal davranış faktörleri birlikte rol oynuyor.

Tasarruf sahibi, normal şartlarda "verdiğim yatırım kararıyla hangi riski alıyorum" sorusunu sormak yerine; "ne kadar kazanırım, kaç kat yapar, fırsatı kaçırıyor muyum" sorularının kışkırttığı zengin olma umuduna odaklanıyor. Böylece kritik bir noktada belirleyici olması gereken rasyonel iktisadi davranışın yerini, bütünüyle duygusal faktörler alıyor.

-Üçüncü tarafta ise, bu alanda norm ve standartları oluşturmak, piyasayı izlemek, riskleri ve anormal gelişmeleri zamanında tespit etmek ve sistemin akamete uğramaması için yerinde ve zamanında gerekli tedbirleri almakla yükümlü düzenleyici, gözetleyici ve denetleyici kamu otoritesi yer alıyor.

Normal şartlarda birbirleriyle rasyonel, objektif, tutarlı, kurallara uygun ve her biri açısından olumlu sonuçlar vermeye yönelik bir ilişki düzeni içinde bulunması gereken bu üç tarafın; temeldeki hırsları ve yapısal zaafları nedeniyle çoğu defa sözünü ettiğimiz spekülatif süreçleri besleyen, büyüten ve sonuçta geniş bir kesimi finansal çöküşe götüren yıkıcı bir işleyiş mekanizmasının bileşenleri haline geldiklerini görüyoruz.

Kolay para kazanma arzusu, açgözlülük, sürü davranışı, aşırı iyimserlik ve spekülasyonlara kapılma tüm toplumlarda görülebilen insani zaaflar ve eğilimlerdir. Ama burada sorgulanması ve açıklanması gereken esas noktalar;

-Bu evrensel zaafların neden özellikle Türkiye gibi ülkelerde daha kolay harekete geçtiği,

-Bu tür oluşumların geniş kitlelerde neden tekrar tekrar karşılık bulabildiği; daha geniş kesimlere yayıldığı ve neden her defasında birer kitlesel finansal çöküş dalgasına yol açtığı,

-Yaşanan ağır tecrübelerin neden kalıcı bir toplumsal ve kurumsal öğrenmeye dönüşemediği,

-Ve bu tür süreçlerin hangi toplumsal, kültürel, psikolojik zihniyet kalıpları ve davranış faktörleri tarafından beslendiği ve hangi iktisadi ve kurumsal şartlar altında yeniden üretildiğidir.

Bu sorgulamalar çerçevesinde, söz konusu rant ve spekülasyon furyası ve çöküş skandalları döngüsünü besleyen sebep ve dinamikleri şu şekilde sıralayabiliriz:

-Az sermaye ile doğru fırsatı yakalayıp kısa sürede büyük servete kavuşma arzusunun körüklediği "hızlı ekonomik ve sosyal sıçrama beklentisi."

-Sosyal medyanın etkisiyle çevresindekilerin arsadan, konuttan, borsadan veya kriptodan kısa sürede çok para kazandığını görenlerin; rekabet içinde oldukları kişilerle bir statü yarışına girmeleri, bu alanda önemli fırsatları kaçırıyor oldukları hissine ve geride kalma korkusuna kapılmaları.