Deniz sahillerinin işgali: Kanunsuzluk ve zorbalık sistemleşti

Ulvi Saran
Bugün
13

Fethiye'nin sahillerinden birinin kumsalında geçen bir olaya dair video:

Kumsal, aşırı kalabalık ve deniz dalgasının kıyıya vurduğu noktaya kadar olan alan, şezlonglar ve şemsiyelerle kaplanmış.

Deniz kenarında yürümek isteyen bir vatandaşla kendisini durduran ve oradan geçişini engellemek isteyen işletme görevlileri arasında geçen diyalog:

-Buradan geçemezsin

-Niye ne münasebet

-Burası özel işletme

-Sizin alanınız değil ki... Burası halkın...Deniz sizin mi Deniz ve kum size mi bağlı

-Burası bizim alanımız, Bize bakanlık tarafından kiraya verildi.

-Kiraya verilmedi siz burayı işgal ettiniz ve ceza ödüyorsunuz. Bu kiralama değil.

-Burada şezlonglarımız var; siz ne kullanacaksınız

-Ben hiç bir şey kullanmayacağım; denizi kullanacağım ve sadece yürüyeceğim.

-Ücretsiz kullanamazsın

-Böyle bir ücret yasada yok. Sizden bir hizmet almıyorum.

Tartışma bu minvalde sürüyor.

***

Adını koymak gerekirse, tam bir eşkıyalık bu...

Ülkemizin kum ve güneşi bol, yaz tatili için elverişli, hemen tüm deniz sahilleri; otel, kamping, "beach club," plaj adı altındaki işletmeler tarafından şezlonglarla, ahşap platformlarla, denizin sıfır noktasına kadar işgal edilmiş durumda...

Hatta işgal o kadar yoğun ve kesintisiz ki, sahil şeridi boyunca sıralanan otellerin ve işletmelerin arasından denize çıkabilecek küçük, dar bir aralık bile bulamıyorsunuz.

Özellikle Akdeniz sahilindeki işgallerin önemli bir bölümü; kumsalı bütünüyle duvarla kapatan, kamuya ait geçiş yolunu engelleyen, önlerindeki kumsalın tamamını şezlonglarla veya platformlarla kapatan oteller veya yazlık sitelerce yapılıyor.

Deniz kıyısında, sakince ve gönlünüzce yürümek istiyorsunuz, bir Deli Dumrul gelip "Hop!...Ben burayı işgal ettim; bana haraç ödemeden buradan geçemezsin!" diyor.

Yaz mevsimi boyunca, kumsalları ve deniz kıyısını ücretsiz ve serbestçe kullanmak isteyen vatandaşlarla, oraları işgal ederek kontrolleri altına alanlar arasında yukarıdaki gibi tartışma ve çatışmalar, her yıl Ege, Akdeniz ve Karadeniz sahilinde binlerce noktada yaşanıyor.

İşgal, ülkemizin normali olmuş.

Türkiye'deki sahiller, isteyenin istediğini yapabildiği; kanun ve nizamın sökmediği, devletin hükmünün geçmediği, adeta "orman kanunlarının" geçerli olduğu yerler haline geldi.

-Bulduğu yere çöken, etrafını çevirip bir mezbele haline getirerek gelenden gidenden haraç kesen mafya örgütleri ve çeteler mi ararsınız

-Elde ettikleri yeri, yetkisiz ve mevzuata aykırı bir şekilde çevirerek sosyal tesis niteliğinde kullanan veya kiraya veren kamu kuruluşları mı ararsınız

Herkes, gücünün yettiğince bu hukuksuz yapının sistemleşmesinde rol oynuyor.

Peki, kanuni durum nedir

Anayasanın 43'üncü ve Kıyı Kanununun 5'inci maddesi gereğince;

-"Türkiye'de kıyılar, deniz sahili ve kumsallar (sahil şeritleri) devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunlar özel mülkiyete, tapu tesciline konu edilemez ve herkesin eşit, serbestçe yararlanmasına açıktır. Buralardan faydalanmada, öncelikli olarak kamu yararı gözetilir."

Yine Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince;

-"Kıyıda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, tel örgü vb. engeller oluşturmak yasaktır. Kum, çakıl alınamaz, kıyıyı değiştiren kazılar yapılamaz."

-Kıyı çizgisinden kara yönüne, içeriye doğru olan 100 metrelik bölüm "sahil şerididir" ve tamamiyle devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Sahil şeridi ikiye ayrılıyor:

-İlk 50 metre (1'inci Bölüm): tamamen halkın serbest kullanımına ayrılmıştır; kumsal, denize girme, güneşlenme, gezinti ve rekreasyon amaçlıdır. Burada kalıcı yapı, kalıcı ahşap/beton platform veya sürekli şezlong koymak yasaktır.

-İkinci 50 metre (2'inci bölüm) ise, toplumun yararlanmasına açık günübirlik tesisler için planlanabilir. Bu kısımda devletten kısa süreli kiralanarak çok basit yapılar içeren ücretli plaj işletmesi (kafe, gölgelik, duşluk, şezlong) kurulabilir. Ancak bu bölümde de kamu yararı ve eşit erişim gözetilmesi şarttır. Herhangi bir ayırımcılık ve tam kapatma yapılamaz.

Hiç bir otel veya işletme, deniz dalgasının kıyıya vurduğu noktadan itibaren 50 metre içeriye kadar olan bölümü, yani kumsal ve çakıllık alanı; şezlong, şemsiye, platform ve benzeri şeyler koyarak işgal edemez.

Bu alanda, isteyen herkes kendi şezlongunu, şemsiyesini, koyarak veya havlusunu sererek güneşlenebilir ve denize girebilir.

İşletmeler, ancak bu bölümün dışında devletten kiraladıkları alanda; denize girmek için gerekli duş alma yeri, şemsiye, şezlong, havlu benzeri eşya ve levazımatı bulundurabilir ve kiraya verebilirler.

İşletme adı altında sahili işgal eden şebekelerin, belediyeye veya herhangi bir merciye "işgaliye bedeli" ödemiş olmaları;