'Çocuk suçlu' aldatmacası...

Ulvi Saran
Bugün
25

Türkiye, peş peşe yaşanan Minguzzi ve Atlas Çağlayan cinayetlerinin oluşturduğu sarsıntıyı henüz atlatabilmiş değil.
Hayatının baharındaki gencecik insanların, gözlerini kırpmadan cinayet işleyen yaşıtları tarafından hunharca hayattan koparılmasına rağmen, katillerin mevcut ceza rejimi çerçevesinde kamu vicdanını tatmin edecek bir ceza almayacak olmalarına yönelik algı, toplumda sürekli bir infial ve tepki kaynağı oluşturdu.
Söz konusu cinayet mağdurlarının adalet arayışına ve büyük şehirlerde sokakları terörize eden yeni nesil çetelerin durdurulması talebine bir cevap verebilmek amacıyla, geçtiğimiz günlerde TCK ve İnfaz Kanunu'nda değişiklik yapan yeni bir yasal düzenleme hayata geçirildi.
Çocuk yaşta işlenen ağır suçlara yönelik cezaları %15-20 oranında arttırmayı, bazı yaş ve infaz indirimlerini ortadan kaldırmayı hedefleyen bu düzenleme; ne yazık ki kamuoyunun beklentilerine cevap verebilecek bir içeriğe sahip görünmüyor.
Buna dair, önce şu can yakıcı soruyu sormamız gerekir:
"Çocuk suçlu olur mu"
Meclisten geçen yasa, bu temel sorunun cevabını vermekten imtina etmiş, konunun özüne dair kavramsal yanılgının temelini oluşturan "suça sürüklenen çocuk" ibaresini, kelimelerle oynayıp "adli süreçteki çocuk" olarak değiştirmekle yetinmiştir.
18 yaşın altındaki herkesi "çocuk" kategorisinde ele alıp, "suça sürüklenen çocuk" kavramının yerine "adli süreçteki çocuk" demekle mevcut çarpıklığı düzeltemezsiniz.
"Suça sürüklenen çocuk" veya "adli süreçteki çocuk" kavramları, Türkiye'nin gerçeğini anlatmıyor.
Sorun, "çocuk" kavramının hukuki tanımında ve "cezai ehliyet yaşı" sınırlarının gereği gibi belirlenmemesinde yatıyor.
Gerçekte çocuk, 12-13 yaşın altında olanlardır.
Bunlar da zaten suç işleyemez, tetik çekemezler.
Bu yaştan sonrakiler çocuk değildir.
14 yaşından 18 yaşına kadar olan dönem, "ergenlik" veya "erken gençlik" dönemidir.
Minguzzi ve Çağlayan cinayetlerinde ve İstanbul'u kana bulayan yeni nesil çetelerin kanlı infazlarında görüldüğü üzere, 14-18 yaş arasındakiler; artık öldürme planı yapabilen, canice duygular besleyen, bilinçli şekilde mermi sıkıp acımasızca insan bıçaklayabilen kişilerdir.
Bu yaş diliminde olup cinayet işleyen kişi, artık çocuk değil; gerçek bir katil, bir "genç suçludur."
Bu radikal değişimin altında yatan temel gerçek, cezai ehliyeti belirleyen psişik ve hormonal süreçlerin bir gecede ani bir sıçramayla oluşmamasıdır. Benliğin oluşumu, kendi başına karar verme iradesi ve sonuç alıcı eylemde bulunma becerisi; belli biyolojik döngüleri izler, kademeli olarak ilerler ve bir kaç yıllık zamana yayılır.
Eğer biyolojik olgunlaşma, kişiye bu iradeyi kademeli bir süreçte kazandırıyorsa; cezai sorumluluk da aynı esneklikle ve aynı değişim süreci içinde değerlendirilmelidir. Suç işleme motivasyonu bulunan, planını uygulamaya döken ve kurbanına defalarca bıçak saplayacak kararlılığı gösteren bir kişinin bu gelişme süreci için, yasalarda belki "yetişkinlik öncesi evre" veya "kademeli sorumluluk evresi" gibi daha teknik tanımlar getirilmelidir.
Ne var ki yeni düzenleme, bu psişik ve biyolojik değişim gerçeğini yok sayarak katı yaş sınırlarını aynen korumayı sürdürmüş; suçlunun eylemindeki kastı ve beceriyi biyolojik olarak ölçecek esnek bir mekanizma getirmek yerine; 18 yaşına kadar herkesi "çocuk" kabul eden o klasik ceza ehliyeti şablonunu savunmaya devam etmiştir.
Çaresizlik içindeki ergenleri sokaklardan devşirerek acımasız birer tetikçiye dönüştüren ve büyük şehirlerde önü alınamaz bir suç ekosistemi oluşturan "yeni nesil terör örgütlerinin" varlığı, mevcut yaklaşımın bütünüyle gerçeklikten koptuğunu gösteriyor.
Elbette burada kastedilen, onlara tam bir yetişkin olarak değil; ancak eylemlerinin vahametine uygun, "yetişkinlere yakın şiddette" cezalar verilmesidir.
Bugün yeni nesil çetelerin, çocukluk statüsünü bir koruma kalkanı olmaktan çıkarıp, planladıkları infazlar için işlevsel bir zırha dönüştürmüş oldukları dikkate alındığında; bu durumun yalnızca semantik bir tartışma konusu değil, doğrudan "ceza adalet sisteminin meşruiyeti" ve bir "kamu "güvenliği meselesi" olduğu görülecektir.
Minguzzi ve Çağlayan cinayetlerinin yol açtığı infiale ve çetelerin 18 yaş altı gençleri "silah" olarak kullanmasına rağmen; yasaların ısrarla 18 yaş altındakileri homojen olarak "çocuk" kategorisinde tutmasının temel sebebinin, Avrupa İnsan Hakları ve Kara Avrupası ceza hukuku normları olduğunu söyleyebiliriz.
Kıta Avrupası modeli, suçlunun biyolojik gelişimine, cinayetin vahametine veya failin profesyonel bir tetikçi gibi hareket edip etmediğine bakmayıp; takvim yaşını mutlak bir dogma olarak kabul ediyor ve 18 yaş altındaki herkesin, eylemi ne olursa olsun "rehabilite edilebilir çocuk" olduğunu varsayıyor. Bunun açık anlamı, Türkiye'nin, uluslararası sözleşmelerin koyduğu standartlar (AİHM, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi vb.) nedeniyle; hukuku toplumsal gerçekliğe uydurmak yerine, Avrupa'nın bu farazi yaş kalıplarına mahkûm etmiş olmasıdır.
Oysa ABD yargı sistemi, Avrupa'dakinden farklı olarak, "yaşa değil, eylemin ağırlığına ve suç işleme iradesine bakılması" yaklaşımına dayanıyor. ABD'nin bu konudaki yargı anlayışının temelinde, "suçu işleyecek kadar büyüksen, cezasını çekecek kadar da büyüksün" felsefesi yatar.
ABD'de hakimler; ağır bir çete infazı, cinayet veya silahlı gasp gerçekleştiren 13-15 yaşındaki bir failin takvim yaşına değil; eylemi planlama kapasitesine ve soğukkanlılığına bakar. Eğer o ergen, yetişkin kararlılığı ve acımasızlığı göstermişse, çocuk mahkemesinden alınarak doğrudan yetişkin ağır ceza mahkemesinde yargılanır. Çünkü sistem ona, "sen gerçekleştirdiğin bu vahşi eylemle, artık çocuk statünü kaybettin ve gerçek bir fail kimliği kazandın" der.