Belediyeler kaldırılıp valilere ve kaymakamlara mı devredilsin

Halk seçilmiş belediye başkanları yerine atanmış vali-kaymakamları tercih ediyor; ama bu merkeziyetçilik eğilimi, demokrasinin zayıflaması anlamına gelmez mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, belediyelerdeki yolsuzluk skandallarının, vatandaşları seçilmiş yerel yöneticiler yerine atanmış merkezi bürokratlara yönelttiğini ve bunun endişe verici bir eğilim olduğunu savunuyor. Bu tercihler kısa vadeli güven arayışını gösterse de, uzun vadede yerel demokrasiyi ve hesap verebilirliği zayıflatır; acaba sorun yozlaşmış belediye sistemini sonlandırmakta mı, yoksa demokratik mekanizmaları güçlendirmekte midir?

Belediyelerdeki vurgun ve talanlar ve yaşanan yozlaşma süreci öyle vahim bir noktaya geldi ki; halk belediye başkanlığı kurumunun bütünüyle lağvedilerek yerel hizmetlerin illerde ve ilçelerde valiler ve kaymakamlar tarafından yerine getirilmesinden başka çare olmadığını yüksek sesle dilllendirmeye başladı.

Sosyal medya hesapları son günlerde bu doğrultudaki postlar ve yorumlarla dolup taşıyor.

Bu kapsamda çeşitli hesaplardan yansıtılan yaygın serzenişlere bakalım:

-İl ve ilçe belediyeleri topyekün lağvedilsin, yetkileri vali ve kaymakamlara devredilsin.

-Acilen tüm belediyeler kapatılıp valiliklere ve kaymakamlıklara devredilsin. Belediyeler soygun yerine dönmüş.

-Ülkenin kaynakları, tır şöföründen ve pavyoncudan dönme belediye başkanları tarafından sömürülemez.

Türkiye, belediyecilik sistemini kaldırmalıdır. Büyükşehirler, il ve ilçe belediyeleri, devletin belirleyeceği memurlar (vali ve kaymakamlar) tarafından yönetilmelidir."

Yerel demokrasi, Türkiye'nin bataklığıdır: Rüşvet, yolsuzluk, soygun, taciz tecavüz bataklığı...Bu bataklık artık kurutulmalıdır.

Türkiye, sadece genel seçim yapmalıdır.

Bu yolsuzluk çukuru başka türlü kapatılamaz.

...

Doğrusu bu; siyasete ilgisi, seçimlere katılma ve oy kullanma oranı çok yüksek olan Türk toplumu için pek alışıldık bir durum değil.

Siyasette yer almaya ve siyasi konuları takip etmeye bu kadar meraklı olan halkımızın; kendi oy tercihi ile yaşadığı beldenin kaderine yön verme heyecan ve arzusu, nasıl oldu da bir anda açık bir umutsuzluğa ve çaresizliğe evrildi

Sebebi, ülkenin her tarafında belediyelerde patlak veren ve ayyuka çıkan; usulsüzlük, yolsuzluk, rüşvet, görevi kötüye kullanma, keyfi yönetim, kamu harcamalarında israf ve kaynakların talan edilmesidir.

Bunlar, sadece belli siyasi partilerin elindeki belediyelerde ortaya çıkan ve sadece belirli soruşturmalar çerçevesinde ele alınan olaylar mı

Hayır... Muhalefetteki belediyelerde daha fazla soruşturma yürütülüyor olsa da; yolsuzluk olgusu, siyasi yelpazenin tüm kanatlarında yer alan belediyelerde, kimsenin reddedemeyeceği kadar sistematik ve karakteristik bir hale gelmiş durumda...

Normal şartlar altında, halkın kimi tercih etmesini beklersiniz:

Kendi içinden çıkan, kendi oylarıyla işbaşına getirdiği, kapısını her an çalarak yanına gidebileceği, gerektiğinde sokakta önünü keserek hesap sorabileceği birini mi

Yoksa tepeden bir irade ile atanmış; tanımadığı, yanına ancak randevu talebiyle uzun bekleme sürelerinden sonra girebileceği, sokaktan eskortlar eşliğinde ancak uzaktan geçişine tanık olabileceği bürokrat konumunda birini mi

Şimdi öylesine çelişkili bir duruma geldik ki; halk kendisine, yönetimi seçme, hesap sorma ve değiştirme şansı veren demokratik sistem yerine; karar verme ve değiştirebilme gücünün olmadığı merkeziyetçi sistemi tercih ediyor.

Peki bu neden böyle oluyor:

-Türkiye'de, siyasetin çeşitli arıza ve yol kazalarıyla kesintiye uğramasının oluşturduğu örselenmişlik ve istikrarsızlık, bu çarpıklığın doğmasına zemin hazırlıyor.

-Siyasi figürlerin popülist eğilimleri ve uzun vadede konumlarını koruma uğruna duruma göre farklı pozisyon takınmaları; seçmenlerin partilerine sadakatini zayıflatan ve siyasete güvenlerini sarsan önemli faktörler olarak karşımıza çıkıyor.

-Özellikle ciddi kaynak ve bütçe kullanma yetkisine sahip yerel yöneticilerin yatırım ve harcama tercihlerine ilişkin karar ve uygulamaları ve bu alandaki şaibelerin toplumda oluşturduğu soru işaretleri; sonuçta seçilmişler yerine, "atanmışlara yönelişi" güçlü bir eğilim haline getiriyor.

Bir toplumda ya da beldede yaşayan insanların, kendi oylarıyla seçtikleri yerel yöneticiler yerine merkezi yönetim tarafından atanmış kişilerce yönetilmeyi tercih etmesi, siyaset bilimi literatüründe öncelikle "merkeziyetçilik" eğilimi ile açıklanır. Bu durum, yerel demokrasi ve temsil mekanizmalarına duyulan güvenin zayıfladığını, seçilmiş aktörlerin yeterlilik, liyakat veya performans açısından sorgulandığını gösterir. Bu, aynı zamanda "demokratik temsil krizi" olarak belirtilen olgunun görünür ifadesidir.

Bu tercih, çoğu zaman "himayeci" ve "mülk temelli" (patrimonyal) devlet anlayışı ve "vesayetçi" yönetim eğilimleri ile birlikte ortaya çıkıyor. Devletin "daha doğru karar veren" bir üst akıl olarak görülmesi, yerel düzeydeki özerklik ve katılım ilkelerinin geri plana itilmesine yol açıyor. Bu durum, modern kamu yönetiminin temel prensiplerinden biri olan "kararların mümkün olan en alt düzeyde alınmasını" öngören "yerinden yönetim" ilkesinin de tersine işlemesi anlamına gelir. Kriz, güvenlik veya istikrar kaygılarının arttığı dönemlerde ve özellikle yaşadığımız yolsuzluk benzeri olaylarda; bu tür tercihlerin güçlenmesi ve toplumun, "daha az siyasal katılım" karşılığında "daha fazla düzen ve etkinlik beklentisine" yönelmesi bunun işaretidir.