1960'ların radikal ve devrimci kitaplarını yasaklamalı mıyız

Ulvi Saran
Bugün
27

Seyyid Kutub'un ilk defa 1964 yılında yayımlanan "Yoldaki İşaretler" kitabının Beka Yayınları baskısı hakkında, Antalya 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından Türkiye genelinde toplatma, basım, dağıtım ve satış yasağı kararı verildi.

Kararın kamuoyuna yansıması ve sosyal medyada tepkilere yol açmasının ardından, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu yasağın 16 Ekim tarihinde başka bir mahkeme kararıyla kaldırıldığını açıkladı. Ancak yayınevi, 4 Kasım'da yaptığı açıklamada, yasak kaldırılmasına rağmen kitabın yeni baskısı için bandrol verilmediğini ve fiili engelin sürdüğünü duyurdu.

Toplatma kararının absürtlüğü, kitabın yazılışından on yıllar sonra kurulan DEAŞ/IŞİD gibi terör örgütlerinin dosyalarında "suç unsuru" sayılmasından kaynaklanıyor. Bir metnin yazıldıktan yarım asır sonra kurulan örgütlerin propagandası olarak itham edilmesi, hem hukuki hem de mantıki açıdan açık bir imkansızlıktır.

Bugün itibariyle 62 yıllık bir geçmişi olan kitap, İslami siyasi düşünce tarihinin klasikleşmiş eserlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Seyyid Kutub, bu kitaptaki fikirleri nedeniyle 1966'da Mısır'da idam edildi.

"Yoldaki işaretler," her şeyden önce, geçtiğimiz yüzyılın belirli bir döneminin siyasi, toplumsal ve fikri atmosferini yansıtan tarihi bir metin. Dolayısıyla bu kitabı, yazıldığı dönemin şartlarından ve düşünce dünyasından bağımsız, sanki bugün kaleme alınmış güncel bir "siyasi manifesto" gibi değerlendirmek ne kadar doğru ve anlamlıdır

Kitapta ileri sürülen düşünceler benimsenebilir, eleştirilebilir, hatta bazı görüşler günümüzün demokratik değerleri ve özgürlük anlayışı bakımından sorunlu bulunabilir. Ancak bütün bunlar, kitabın öncelikle tarihi bağlamı içinde, geçmiş bir dönemin düşünce atmosferini yansıtan, klasik nostaljik bir eser olarak değerlendirilmesi gerektiği gerçeğini değiştirmez. Elbette klasik bir eser olması, içeriğindeki düşüncelerin günümüzde hiçbir etkisinin kalmadığı anlamına gelmiyor. Ancak bu etki, bu sebeple yasaklanmasını da haklı çıkarmaz.

1950'lerin ve 1960'ların dünyası, yalnızca İslami hareketlerin değil; birbirinden çok farklı siyasi ideolojilerin de son derece sert, radikal ve devrimci tezleri ve söylemleri dile getirdikleri bir dönemdi. Soğuk Savaş'ın, sömürgecilik karşıtı bağımsızlık mücadelelerinin, devrimlerin, askeri darbelerin ve ideolojik kutuplaşmaların baskın ve belirleyici olduğu o dönemde; mevcut siyasi ve toplumsal düzenin kökten değiştirilmesini, hatta silahlı mücadeleyi savunan pek çok eser yayımlandı.

Mesela Ernesto Che Guevara'nın 1960'ta yayımlanan Gerilla Savaşı adlı kitabı, yalnızca devrimci düşünceleri tartışmakla kalmıyor, silahlı gerilla mücadelesinin yöntemlerini de ele alıyordu. Regis Debray'ın 1967 tarihli "Devrimde Devrim mi" adlı eseri, Latin Amerika'daki silahlı devrimci mücadelelerin stratejilerini; Frantz Fanon'un 1961 yılında yayımlanan "Yeryüzünün Lanetlileri" adlı eseri ise sömürgecilikten kurtuluş mücadelesinde, devrimci şiddetin rolünü ve etkilerini açıkça tartışıyordu. Daha geriye gidersek Lenin'in 1902 tarihli "Ne Yapmalı" adlı eseri devrimci örgütlenme ve siyasi mücadele anlayışını, Mao Zedong'un 1937 tarihli "Gerilla Savaşı Üzerine" adlı eseri de silahlı devrimci mücadelenin askeri ve siyasi ilkelerini ortaya koyuyordu.

Bugün bu eserler dünyanın pek çok ülkesinde kütüphanelerde bulunuyor, üniversitelerde inceleniyor, akademik araştırmalara konu oluyor ve siyasi düşünceler tarihinin önemli metinleri olarak okunuyor.

Şimdi burada şu soruyu sormak gerekiyor:

Eğer Seyyid Kutub'un 1964 yılında yayımlanmış kitabı, öne sürdüğü radikal siyasi düşünceler nedeniyle bugün yasaklanabiliyorsa; aynı dönemin çok daha açık ve sert devrimci söylemlerini, hatta doğrudan silahlı mücadele yöntemlerini savunan diğer ideolojik eserlerin de yasaklanması ve toplatılması gerekmez mi

Elbette gerekmez.

Burada savunulması gereken, şu veya bu ideolojiye ait kitapların yasaklanması değil, düşünce ve ifade özgürlüğünün bütün ideolojiler için aynı ilkeler ve kriterler çerçevesinde korunmasıdır.

Bir düşüncenin İslami, sosyalist, komünist, milliyetçi veya başka bir ideolojik kaynaktan beslenmesi, onun yasaklanması konusunda farklı yaklaşımların ve kriterlerin uygulanmasını haklı çıkarmaz. Asıl mesele, düşüncelerin verdiği mesajdan hoşlanılıp hoşlanılmaması değil; bir yayının esasen suç teşkil edip etmediği ve yasaklanmasını gerektirecek ciddi, somut, güncel ve hukuki delillere dayalı bir tehlikenin bulunup bulunmadığıdır.

Ayrıca, şu noktayı da açıklığa kavuşturmak gerekiyor:

62 yıl önce yayımlanmış, onlarca yıldır farklı ülkelerde ve dillerde basılmış, kütüphanelere girmiş, akademik araştırmalara konu olmuş bir kitabı bugün yasaklamanın pratik olarak ne gibi bir faydası olabilir

Günümüzde bu tür eserlerin içeriklerine dijital arşivlerden, internet ortamından ve dünyanın farklı ülkelerindeki yayınlardan kolayca ulaşılabiliyor. Dolayısıyla dijital çağda ve İnternetin bu kadar yaygın olduğu bir dünyada, fiziken basılı bir kitabı yasaklamanın hiç bir pratik faydası yoktur.

Böyle bir kitabın basımını ve satışını yasaklamak, içerdiği düşüncelerin dolaşımını ortadan kaldırmayacağı gibi, aksine kitle iletişimi ve medya alanında geçerli "Streisand Etkisi" olarak bilinen durum tetiklenir; yasaklanan kitap daha çok merak edilir, PDF'leri internette elden ele gezer ve normalde okumayacak kitlelerin bile ilgisini çeker. Üstelik yasaklama kararı, kitabın ideolojik ve tarihi önemini tartışmak yerine, onu yeniden güncel bir siyasi çatışmanın konusu haline getirebilir.