Yazı, Trabzonspor'un sakatlıklar ve yoğun fikstür nedeniyle fiziksel ve zihinsel yıpranma yaşadığını ve bu durumun Konyaspor karşısındaki 2-0 yenilgisinde görüldüğünü savunuyor. Savic'in eksikliğinin savunmayı zayıflattığını ancak asıl sorunun takımın ön alan baskısı ve pres organizasyonunu kaybetmesi olduğunu vurguluyor. Yazarın ana argümanı ise Avrupa kupalarıyla lig maratonunu birlikte yürütmenin derin ve kaliteli bir kadro gerektirdiği, dar kadrolu takımların bunu başaramayacağıdır; ancak bu tez, lig ve kupada başarılı örnekler varken gerçekten doğru mudur?
Trabzonspor'un son haftalarda yaşadığı tabloyu aslında tek bir cümle özetliyor.
Enerji tükeniyor dahası refleksler yavaşlıyor. Sakatlıkların art arda gelmesi ve rotasyonun daralmasıyla ortaya çıkan fiziksel ve zihinsel yıpranma Başakşehir karşılaşmasında sinyallerini vermişti. Üzerine Ziraat Türkiye Kupası'nda Samsunspor deplasmanında oynanan 120 dakikalık yıpratıcı mücadele de eklenince takımın bu maça adeta "bitik batarya" ile çıktığı çok net görüldü.
Sahadaki eksiklikler içinde en belirleyici olanı hiç kuşkusuz Savic'ti.
Onun yokluğu savunma aklının, organizasyonunun ve liderliğinin sahadan çekilmesi demekti. Ancak asıl mesele sistemin omurgasının kırılmasıydı.
Daha çarpıcı olan da Trabzonspor'un kimliğine dair bir kırılmaydı.
Bu takımın en güçlü taraflarından biri olan ön alan baskısı ve pres organizasyonu Konyaspor karşısında adeta yok hükmündeydi. İlk yarının 2-0 geride kapatılması "kötünün iyisi" olarak bile değerlendirilebilirdi.
İkinci yarıda oyuna bir miktar hareket geldi. Tempo yükselince haliyle iştah da arttı. Ancak bu dokunuşların daha erken yapılması gerektiği de açıktı. İlk yarıda oyunun dışında kalan

3