Zenginlik başa bela!

Zenginleri hedef alan yeni sinema dalgasında ölüm ve açgözlülük neden daha çok gülünç göründüğü zamanlarında, kaliteli bir öykü yüzeysel karakterlere yeterli mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, 1949 klasiğinin yeniden çevrimesi olan 'Nasıl Katil Olunur'un konusu itibariyle etkileyici olsa da yürütümde başarısız olduğunu savunuyor. Merkez karakterin motivasyonunun tek bir servete ulaşma arzusu olması, hatta Yeşilçam'dan farklı olarak sınıf farklılıklarının hiçbir şekilde aşılmaması nedeniyle, izleyici neden bu karakterin seri katile dönüştüğünü pek anlayamıyor; bu durumda, zenginlere karşı eleştiri yapan modern sinema filmleri gerçekten bileşimsel derinlik taşıyor mu?

'Nasıl Katil Olunur' zengin ailesi tarafından kabul edilmeyen annesinin ölümünden sonra harekete geçen ve akrabalarını öldürerek tek vâris kimliğiyle büyük servetin sahibi olmak isteyen bir adamın hikâyesini anlatıyor. Eski bir İngiliz komedisinin yeniden çevrimi olan yapımda başrolleri Glen Powell, Margaret Qualley, Jessica Henwick, Bill Camp ve Ed Harris paylaşıyor.

Becket Redfellow bir idam mahkûmu... İnfazına çok az bir süre kala bir rahibe son itirafını yapmak üzere konuşurken geçmişe uzanıyor ve bu noktaya nasıl geldiğini anlatmaya başlıyor. Yani geriye dönüşlerle izlenen bir filmin kapısı böyle aralanıyor. Kendisi zengin bir ailenin üyesi lakin annesi ona hamileyken kötü kalpli babası tarafından dışarıda tutuluyor ve kadıncağız oğlunu çok zor koşullarda kendi başına yetiştiriyor. Anne ölüyor ve vedasında Becket'a "Kendine yakışır türden bir hayat yaşa" sözüyle bir tavsiye veriyor. Rahibe anlattığı hikâyesini bir 'trajedi' olarak nitelendiren bu genç adam, daha üst sınıftan olan Julia Steinway'e olan çocukluk aşkından da bahsediyor. Sonradan bir kez daha yolları kesişince kadın, Becket'a sınırı aşacak önermelerle geliyor. Nihayetinde hem mirasta hakkı olduğu hem de annesinin tavsiyesini yerine getirmesi için belli bir servete ulaşması gerektiğini düşünen Becket, çareyi ailenin diğer üyelerini tek tek ortadan kaldırmakta görüyor ve cinayet serisine, kaza süsü verdiği eylemlerle başlıyor. Ve tabii ki yoldan da çıkıyor...Glen Powell, Becket'ta; Margaret Qualley, Julia'da; Ed Harris acımasız babada ellerinden geleni yapıyorlar ama durumu kurtaramıyorlar.

Haberin Devamı

Kimi Batılı sinema yazarları girişte konusunu özetlediğim 'Nasıl Katil Olunur'a (How to Make a Killing) ilişkin eleştiri yazılarında Bong Joon-ho'nun 'Parazit'inden (Gizaengchung) sonra zenginleri hedef alan yapımların görece
arttığından bahsetmişler ve bu bağlamda 'Triangle of Sadness' (Hüzün Üçgeni/2022), 'The Menu' (2022), 'Saltburn' (2023) gibi yapıtları örnek göstermişler. Aslında 'Nasıl Katil Olunur' konusu itibariyle Donald E. Westlake'in 1997 tarihli 'The Ax' romanından önce Costa-Gavras'ın 2005'te uyarladığı 'Le couperet'yi (Ölümcül Çözüm), sonra da Park Chanwook'un 2025'te tekrar sinemaya taşıdığı 'Başka Yolu Yok'u (Eojjeolsuga eobsda) andırıyor. Hatırlanacağı gibi iki film de yıllarca çalıştıkları işten çıkarıldıktan sonra başvuru yaptığı yeni iş için dikkat çeken diğer adayları öldürmeye çalışan bir karakterin öyküsünü anlatıyordu. Fakat 'Nasıl Katil Olunur'un asıl kaynağı 1907 tarihli bir romandan uyarlanan ve bugün bir klasik sayılan, 1949 yapımı, Ealing stüdyolarında üretilmiş 'Kind Hearts and Coranets' adlı komedi. Robert Hamer imzalı söz konusu çalışmada İtalyan bir müzisyenin oğlu Louis, babasının ailesi tarafından reddedilmeleri üzerine 'Dük' olabilmek için mücadele ediyor ve akrabalarını öldürmeye başlıyordu. Filmin güzelliği Louis'i Dennis Price canlandırırken ortadan kaldırmaya çalışılan D'Ascoyne ailesinin tüm üyelerine ikonik aktör Alec Guinness'in hayat vermesiydi.

Haberin Devamı

'Nasıl Katil Olunur'a gelince, hazır bir konu alınmış, üzerinde küçük rötuşlar yapılmış ama ne yazık ki orijinal yapım gibi etki bırakacak bir film ortaya çıkamamış. İngiltere'den günümüz New York'una taşınan öykü açgözlülük gibi ana bir tema üzerinde yükselirken Wall Street'in kaygan zemininde tutunmaya çalışan ama asıl amacı kuzenlerini öldürerek yüklü bir servete konmak olan bir karakterin peşine takılıyor. Lakin bu karakterin (belli ki bilerek yapılmış) özel bir derinliği yok, yani durduk yere adeta 'seri katil'e dönüşmesini yüzeysel bir yapı içinde pek de anlayamıyoruz. Tamam, bu bir kara komedi ve bu denli derinliğe gerek yok ama yine de senaryo ve akış daha inandırıcı ve tatmin edici yanlar barındırmalıydı diye düşünüyorum. Önceki filmlerinden 'The Hitman'le böylesi bir karakter için bir tür prova yapan Glen Powell, Becket'ta; Margaret Qualley (onu 'The Substance'/'Cevher'den hatırlıyor olmalısınız) Hollywood'un eski 'şuh kadın' (femme fatale) tipolojisini andıran Julia'da; Ed Harris acımasız baba Whitelaw Redfellow'da ellerinden geleni yapıyorlar ama durumu kurtaramıyorlar. Filmin en akılda kalıcı esprisiyse Becket'ın ikinci kurbanı olan modern sanatçı akrabası Noah'nın, entelektüel çevrelerde kendisinin 'Beyaz Basquiat' olarak adlandırıldığını deklare etmesiydi. Sonrasında Becket, Noah'nın kız arkadaşı Ruth'a ilgi duyuyor ve bu onun gerçek aşkına dönüşüyor.