Sistematik bir soykırımın itirafnamesi

İlk kez gösterildiği Venedik Film Festivali'nde odak noktası olan ve Jüri Özel Ödülü kazanan 'NAZA', İsrail devletinin Gazze'de uyguladığı ve yaklaşık 73 bin kişinin hayatına mal olan soykırımı, bu suçları işleyen faillerin tanıklığında perdeye yansıtan bir belgesel. Yuval Abraham ve Rachel Szor ikilisinin imzasını taşıyan yapımda katliamlara katılan 24 istihbarat görevlisi ve askerle söyleşiler var.

Yuval Abraham'ı 'No Other Land' adlı belgeselinden hatırlıyoruz. Bu film, İsrail'in Masafer Yatta bölgesini 'askeri tatbikat alanı' ilanından sonra Filistinlilerin evlerini terk etmeme mücadelesini anlatıyordu. Nihayetinde En İyi Belgesel dalında Oscar'a uzanan söz konusu yapıtı Abraham, Rachel Szor'un yanı sıra Filistinli Basel Adra ve Hamdan Ballal'la birlikte çekmişti. Aktivist sinemacı bu yıl da son derece etkileyici bir başka çalışmasıyla, 'NAZA'yla gündemde. Son Venedik Film Festivali'nde yarışan, Jüri Özel Ödülü kazanan ama daha da önemlisi zamanımızın en büyük insanlık suçlarından birinin perdedeki en çarpıcı yansımalarıyla karşımıza çıkan bu belgesel, seyircisinin hafızasında son derece derin bir yer edeceğe benziyor.

Yönetmen yardımcılığını yine Rachel Szor'un üstlendiği çalışma 7 Ekim 2023'te Hamas'ın Nova Müzik Festivali'ni basarak 363 sivili öldürdüğü ve 251 kişiyi esir aldığı saldırının ardından İsrail hükümetinin intikam duygusuyla hareket ederek başlattığı süreci ve nihayetinde Gazze'de 73 bine yakın Filistinliyi katlettiği operasyonu anlatıyor. Aslında belgesel çok da gizli olmayan bir soykırımın perdedeki yansıması ama eylemleri gerçekleştirenlerin tanıklığı ve itirafları elbette önemli, bu da belgeseli benzerlerinden farklı bir yere taşıyor.

Haberin Devamı

Filme ismini veren 'NAZA' sözcüğü askeri literatürde yapılan bir saldırıda ölecek sivil sayısı anlamına geliyormuş. Yuval Abraham yapıtı boyunca Tel Aviv'in çatı katlarında gecenin karanlığında yüzleri belli olmayan 24 istihbarat görevlisi ve askerle söyleşiler yapıyor, onlara gerçekleştirdikleri bombardımanlara, öldürdükleri insanlara, yaptıkları eylemlere ilişkin görüşlerini ve hissettiklerini sorarken 21'inci yüzyılın en büyük soykırımının anatomisini birinci elden tanıklarla kaydediyor, tarihe not düşüyor.

Tanık olunan manzaralar

Konuşmacılar kimi farklı noktalardan ve kendi konumlarından meseleyi aktarsa da genel bir parantezde aynı çizgide buluşuyor. 7 Ekim'den sonra İsrail kamuoyunda ve devlet politikasının öne sürdüğü tezlerde Gazze'de masum insan olmadığı düşüncesi zihinlere işlendi, bu düşünce bütün orduya yayıldı ve Gazze'deki her bina yok edilmeye başladı. "Gazze'yi silmemiz lazım, o zamanki düşüncemiz böyleydi" diyor bir konuşmacı. Sonrasında 'Lavender' adı verilen bir operasyondan bahsediyorlar. Yapay zekâyla Hamas üyelerinin örgüt içi konuşmaları dinleniyor, takip ediliyorlar ve yok ediliyorlar. Bu arada da siviller de öldürülüyor elbet.

Haberin Devamı

Bir konuşmacı kullandıkları sistemin parametrelerinin karmaşık olduğunu belirtiyor ve bir keresinde 80 yaşındaki bir adamın ya da kadının evini tüm ailesiyle birlikte bombaladıklarını söylüyor. Aynı kişi bu tür durumların başta istihbarat camiasını mesleki açıdan rahatsız ettiğini ifade etse de yöneticinin "Yüzde 15 yanılma payı olur" açıklamasıyla durumu legalize ettiğini belirtiyor. Kendini şöyle temize çekiyor: "Teknik ekipten bir analistim ve bu görevi yaptım, ben olmasaydım başkası yapacaktı." Bir diğer görevli "Birçok insanın hayatının son konuşmalarını duydum; dua edenler, TV seyredenler, karısıyla konuşanlar, arkada ağlayan bir bebek" diye tanık olduğu manzarayı tasvir ediyor. Yuval Abraham soruyor: "Bir bebek sesi duyduğun yeri nasıl bombalarsın" Cevap şöyle: "Genel atmosfer böyleydi, nefret dolu. Sen de amacın yok etmek olduğunu düşünüyorsun..."

Haberin Devamı

Ve bir diğer konuşmacının aktardıkları: "Bir keresinde telefonda iki kızının selfie'lerinin bulunduğu komutanın evini bombalayacaktım. Ama adam telefonu evde bırakmış, evi bombaladığımda kızları hedef almıştım. Bu olaydan çok etkilendim, 3 ve 6 yaşlarındaydılar. Sonradan annenin 'Kızım yanıyor, yardım edin' diye haykırdığını duydum." Abraham soruyor: "Kızlara ne oldu" Askeri elemanın cevabı "Öldüler" oluyor.

Bir kadın asker de yöneticilerinin kendilerine 'Ölüm Emri' (Eye in the Sky) adlı bir film seyrettirdiğini ve bu yolla yaptıklarının ahlaki olduğunun ikna edilmeye çalışıldığını anlatıyor (2015 tarihli söz konusu yapım cihatçı örgüt üyelerine düzenlenecek bir operasyon sırasında ölmesi muhtemel bir sivilin -9 yaşındaki bir kız- üzerinden kimi tartışmaları perdeye taşıyordu) ve ekliyor: "Ben de bütün bunlara kendimi inandırmaya çalıştım."

Haberin Devamı

En ilginç görüşlerden birini belirten konuşmacı da Nazilerin yaptığı soykırımın izlerini gözlemek adına zamanında Polonya'ya gittiğini, hâlâ Nazileri kötü olarak gördüğünü ama yaptığı katliamlar sonrasında kendine "Peki, bu durumda ben neyim" diye sorduğunu belirtiyor.

Beyazperdede 'Yahudi soykırımı'na ilişkin çoğu kurgusal birçok film izledik. Bazıları soykırım yaşanırken Alman vatandaşların gelişmelerden haberdar olmasına karşın seslerini çıkarmadığını, hayatlarını sürdürdüklerini
gösteriyordu.

'NAZA'da onca insanın kanına giren, tekniker, analist ya da bizatihi operasyonlarda asker olarak yer alanlar tıpkı o sıradan Almanlar gibi yaptıklarını genel bir ruh hali içinde normalize ediyorlar. Birçoğu 'Emir kuluydum' gerekçesine sığınıyor ancak aralarında çok azı vicdani bir duyguyla hareket edip görevini bıraktığını söylüyor.

Haberin Devamı

Yuval Abraham 'NAZA'da onların psikolojilerine aslında fazla eğilmiyor, film daha çok soykırımın birinci elden tanıklarıyla tarihe şimdiden not düşülmesini hedefliyor. Konuşmacılar katliamları, öldürdükleri insanların sayısını anlatırken zaman zaman Tel Aviv'in gece kadrajları ve insanların hayatlarını normal akışlarında sürdürdükleri görüntüler perdeye yansıyor. Bu bana filmin yapımcıları arasındaki Jonathan Glazer'ın 'İlgi Alanı'nı (The Zone of Interest) hatırlattı. Orada da Auschwitz Toplama Kampı'nda onca insanın canına kıyılırken hayatlarını neşe içinde sürdüren kampın komutanı Rudolf Höss'le eşi Hedwig anlatılıyordu. Yani 60 kilometre ötede her gün onlarca Filistinli katledilirken Tel Aviv'de hayat kendi normalinde akıp gidiyor. İsrail'in kurulma süreci, Netanyahu'nun geçmişte, şimdiki durumuna karşı geliştirdiği 'terör' tezleri (o zamanlar terörizmi masum kadın ve çocukların siyasi kazanç veya nüfuz için öldürülmesi olarak tanımlıyormuş) ve birçok çelişkili vaziyet 'NAZA'nın görüntüleri arasına karışıyor.