Düşman bellediği ve topraklarına el koyacağını düşündüğü komşu aşirete olan kinini ve paranoyakça yaklaşımlarını giderek arttıran bir lider ve peşine takılanlarla adım adım yoldan çıkışı... Emin Alper'in Berlin Film Festivali'nden Büyük Jüri Gümüş Ayı Ödülü'yle dönen son yapıtı 'Kurtuluş', Mardin'in ücra bir beldesinde geçen öyküsü üzerinden insana ve doğasına dair çok söz söylüyor.
Mardin'e bağlı ücra bir yörede kâğıt üzerinde hâkimiyet Kürt kökenli Hazeran aşiretindedir. Çünkü onlar devletten yana durmuş, korucu olarak hizmet etmiş, PKK'ya karşı mücadeleye destek olmuş ve kayıplar vermiştir. Cemaatin dinsel lideri (Şıh) Ferit nispeten ılımlı, uzlaşmacı, iktidarını korumayı önemseyen bir kişiliğe sahiptir. Eylem insanı hüviyetindeki abisi Mesut'sa öfke doludur ve meselelerin gerekirse şiddet yoluyla halledilmesinden yanadır.
Bu şahin ve güvercin kişiliklerine sahip iki öncünün yönettiği ahalinin ana sorunu, zamanında devletin yanında durmayıp yöreyi terk eden, sonra da geri dönüp eski topraklarını isteyen Bezariler adlı bir başka aşirettir. Ferit'in tüm dini toplantılarda ve sosyal hayatta "Sakin olun" çağrılarına rağmen ekonomik olarak zorlandıklarını ve devlete gösterdikleri bağlılığa rağmen istedikleri refaha ulaşamadıklarını düşünen aşiret mensupları, Mesut'un ve yardımcısı Yılmaz'ın ajitatif tutumlarıyla radikal bir çözüm peşine düşer ve rota kanlı bir finale çevrilir...
'Tepenin Ardı' (2012), 'Abluka' (2015), 'Kız Kardeşler' (2019) ve 'Kurak Günler' (2022) gibi filmleriyle tanıdığımız Emin Alper, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali'nde yapan ve organizasyondan Büyük Jüri Gümüş Ayı Ödülü'yle dönen son yapıtı 'Kurtuluş'la karşımızda. Girişte konusunu özetlediğim yapım Mayıs 2009'da gerçekleşen ve tarihe 'Bilge Köyü katliamı' olarak geçen kanlı bir trajediden yola çıkarak omurgası oluşturulmuş bir yapıt. Emin Alper giderek üst düzeyde seyreden yönetmenlik çabasında kamerasını daha çok Hazeran aşiretinin iç yapısında, hiyerarşisinde ve ilişkilerinde gezindirirken yerelden evrensele son derece derin, ibret verici ve insanlık serüveninin tüm kıvrımlarına ilişkin hatırlatıcı bir çalışma ortaya koymuş.
Hikâyenin ana karakterlerinden Mesut buyurgan, otoriter, sertlik yanlısı bir profil. Abisi Ferit'i yumuşak, gerekli adımları atamayan, karşı tarafa müsamaha gösteren bir model (siyasi jargonla söylersek liberal) olarak tanımlıyor. Öte yandan giderek yükselen korkulara, halüsinasyonlara, paranoyaya sahip. Hamile eşi Gülsüm'e ilişkin de şüpheleri var. Çünkü o geçmişinde rakip aşiret Bezarilerin önderi Halil'in evinde çalışmış, bu da Gülsüm'ü çok sevmesine karşın evlenirken kendi ahalisi içinde birçok dedikoduya yol açmıştır. Üstelik kontrol için gittikleri doktor ikizleri olacağını söylediğinde, aklına şıh dedesi Kâmil'in bir zamanlar ona aktardıkları gelir: "İkizlerden biri Allah'ın, diğeri de Şeytan'ın temsilcisidir." Dedesinin, aşiretlerinde hiçbir zaman ikizlere rastlanmadığını ve onların bu yüzden Allah'ın sevdiği özel kullardan olduğunu söylediğini hatırlar. Yani Gülsüm, doğum vasıtasıyla Hazeranlar arasına bir şeytan karıştıracaktır...
Alper ele aldığı öyküyü sade bir anlatımdan ziyade Mesut'un sık sık gördüğü rüyalar, kâbuslar, halüsinasyonlar eşliğinde aktarıyor ve film son derece fantastik bir biçime doğru yol alıyor. Öte yandan Yılmaz'ın uyurgezer oğlunun dededen gelen mesajları ileten bir aracıya (ulak) dönüşümü ve çocukların, genç kızların, kadınların meşalelerle yürüdükleri sahneler derken 'Kurtuluş' politik bir arka plana sahip ama dozajı yüksek bir korku-gerilim çalışması olmuş aynı zamanda. Aslında özetle şunu söyleyebilirim; 'Kurtuluş' Emin Alper'in ilk filmi 'Tepenin Ardı'nın çok daha büyük ölçekli bir versiyonu. Orada yaşlı Faik, hayali düşmanlarla cebelleşiyordu. Buradaysa Mesut ve Yılmaz gibi öncüler bütün ahaliye düşmanlık, nefret ve şiddet aşılayarak onları şirazeden çıkarmaya yelteniyor.
İşin korku ve gerilim faslını şöyle toparlayayım: Film boyunca izlediğimiz kimi sahnelerde 'Köy' (The Village/Yön: M. Night Shyamalan, 2004), 'The Shining' (Yön: Stanley Kubrick, 1980), 'Silahlar' (Weapons/Yön: Zach Cregger, 2025), 'Omen' (Yön: Richard Donner, 1976) filmlerini hatırladığımı söyleyebilirim. Görsel açıdan böylesi anlarıyla irkiltici bir atmosfere sahip 'Kurtuluş' kendince ruhani uyarılar eşliğinde yol aldığına inanan Mesut'un giderek yoldan çıkmasını ve karşı tarafı yok etme çabasında her şeyi mubah görmesini çok inandırıcı bir şekilde aktarıyor. Ki mesele sadece bu tür karakterler değil, kendisinin çılgın fikirlerine inanacak insanları, tebayı bulmak ve onları eyleme geçirmek de önemli. Mesut dini ve inançları kullanarak çevresindekileri radikal bir noktaya taşıyor. Film kimi diyalogları vasıtasıyla bize 'Habil-Kabil' meselesini de hatırlatıyor ama genel bir çizgide yaşananlar insanlık tarihinin her döneminde karşımıza çıkmış dertler.
Ben uzun süredir Viasat History adlı kanalı izliyorum (D-Smart'ta 57'nci Kanal), burada insanlığın geçirdiği neredeyse tüm evreler muhteşem canlandırmalar eşliğinde işinin ehli uzmanların yorumlarıyla ekranlara taşınıyor. Eski Mısır'dan, Roma'dan, Inkalardan, Mayalardan İspanyol sömürgecilere, Britanya'daki taht kavgalarına ve nihayetinde Nazilere uzanan bir yelpazede yaşananlar aktarılıyor. O kadar çok Nazi, Hitler, yakın çevresi ve İkinci Dünya Savaşı belgeseli izledim ki, kendimi bu konuda tarihçi addebilirim! 'Kurtuluş'u seyrederken de aklıma Nazilerin nasıl iktadarı ele geçirdikleri ve kendilerinden olmayan herkesi yok etme yolunda nasıl bir psikolojiye, ihtirasa ve kötücüllüğe sahip oldukları geldi. Biraz abartacağım ama Mesut'un abisini devirip dini liderliği devraldıktan sonra 'müritleri'ne yönelik hedef gösterici provokatif konuşmasının, Hitler'in meşhur Nürnberg mitinglerinde yaptığı konuşmalar tadında olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. 'Kurtuluş' tarihsel analojilere kapı aralarken sadece geçmiştekileri değil günümüzdekileri (örneğin İsrail- Filistin meselesini) de hatırlatıyor.
Performanslara gelince; Mesut'ta Caner Cindoruk muhteşem oynamış. Karakterinin kötücüllüğünü, ihtiraslarını, paranoyak hallerini, erkeklik değerleriyle örtbas etmeye çalıştığı zayıflığını mükemmel bir şekilde yansıtmış. Keza Yılmaz'da Berkay Ateş de bence olağanüstüydü. Ferit'teki Feyyaz Duman'a da övgülerimizi esirgemeyelim, çok iyiydi. Mesut'un karısı Gülsüm'de Özlem Taş, yaydığı dedikodularla ortalığı yangın yerine çeviren kadın korucu Fatma'da da Naz Göktan bu özel kadroyu tamamlayan diğer isimler olmuş.

5