Aynalar kırık şimdi...

'Aynalar No. 3', erkek arkadaşının öldüğü, kendisinin hafif sıyrıklarla kurtulduğu bir kazanın ardından evine sığındığı kadında şefkati bulan Laura'yla ona kol kanat geren yaralı yürek Betty'nin öyküsünü anlatıyor. Alman yönetmen Christian Petzold imzalı yapım, arka planında acılı bir yas sürecini de perdeye taşıyor.

Berlin'de akıp giden nehre boş gözlerle bakan bir genç kadın; Laura. Bir an intihar etmek istediğini düşünürüz. Sonrasında erkek arkadaşı Jacob'la birlikte kırsalda üstü açık bir arabanın arkasında seyahat ettiğini görürüz. Bir müzisyen olan Jacob, yapımcısı ve onun sevgilisiyle birlikte hafta sonu iş görüşmek üzere tekne turu yapacaktır. Marinaya geldiklerinde Laura sessizliğe bürünür ve nihayetinde tekneye binmek yerine Berlin'e dönmeyi tercih eder. Jacob yapımcının arabasını alır ve sevgilisini tren istasyonuna bırakmak için tekrar yola koyulur. Gelişte Laura'nın göz göze geldiği yöreden kadınla bir kez daha aynı süreç yaşanırken çok geçmeden bir gürültü duyulur. Kaza geçirmişler, Jacob anında ölmüş, Laura küçük sıyrıklarla kurtulmuştur. Adının Betty olduğunu öğrendiğimiz kadın olay mahalline gelir ve ambulans çağırır. Akabinde müşahede altına alınan Laura, sağlık görevlilerine hastaneye gitmek yerine Betty'nin evinde kalmayı yeğlediğini söyler. İsteği kabul edilir. Sonrasında ikili arasında sıcak bir ilişki gelişir; Betty ona bakar; çayını, kahvesini, kahvaltısını hazırlar, o da ev sahibesine çitin boyanmasında yardım eder vs. Genç kadın bir muhabbet sırasında çok iyi 'Königsberger köftesi' yaptığını söyleyince Betty 'Adamlarım' diye tanımladığı kocası Richard ve oğlu Max'in bu yemeği çok sevdiklerini ama kendisinin bir türlü yapamadığını belirtir. Böylece Laura, ev sahibesinin aslında yalnız olmadığını anlar. Eşi ve oğlu birkaç kilometre ötedeki araba tamir atölyesinde çalışıp yaşamaktadırlar. Betty, Richard ve Max'e bir tür sürpriz yaparak onları eve, Laura'nın köftelerini yemeye davet eder. Böylelikle ortam klasik bir aile tablosuna dönüşür lakin zamanla trajik bir sırrın kapısı da aralanacaktır.

Haberin Devamı

Şimdiki zaman Alman sinemasının en maharetli isimlerinden biri olan Christian Petzold'un, girişte konusunu özetlediğim son çalışması 'Aynalar No. 3' adını daha çok 'Bolero'yla tanınan Fransız besteci Maurice Ravel'in 'Miroirs'ın üçüncü bölümü olan 'Une barque sur l'ocean' (Okyanusta Bir Tekne) adlı piyano eserinden alıyor. Sineması daha çok kadın kahramanların sürüklediği, kayıp ve keder temalarına göz kırpan hikâyelerle dolu Petzold bu kez Berlin'de sanat eğitimi gören, piyano bölümü öğrencisi Laura'nın nedenini net çizgilerle çözemediğimiz ama bir şekilde anladığımız hüznünü, mutsuzluğunu, ilişki yaşamasına karşın yalnızlığını neredeyse annesi yaşındaki bir kadının evine bir tür sığınarak gidermeye çalışma sürecini anlatıyor. Öte yandan bu süreç yalnız başına yaşanmıyor; Betty de yaralı bir yürek ve ortada olmayan kızının yokluğunu bu yeni seçenekle doldurmaya çalışıyor. Öykü, Betty'nin Laura'ya 'Yelena' şeklinde seslendikten sonra durumu düzeltmeye çalışmasıyla az biraz ne noktalara varacağını hafiften belli ediyor.

Haberin Devamı

Doğrusunu söylemek gerekirse başlarda Laura'nın arabanın içinde Betty'yle önce gidişte, sonra da
kaza gerçekleşmeden dönüşte göz göze gelmesi 'Aynalar No. 3'ü 'gerilim filmi' çizgilerine çekiyor. Sonraları içlerine dahil olduğu tuhaf ailenin kestirilemez hamleleri bu çizgileri daha da geriyor! Ben bu yanlarıyla bir süre sanki bir M. Night Shyamalan yapıtının içinde geziniyormuşuz gibi hissettim, sonra 'Bu bir David Lynch'e gönderme çabası olabilir mi' diye düşündüm. Lakin Petzold'un kendine özgü bir tadı, mahareti ve dünyası var ve 'Aynalar No. 3' belki Alman yönetmenin klasöründeki en iyi yapıtlarından biri değil ama dingin anlatımı ve kimi metaforlarıyla izlenmeyi hak ediyor.

Haberin Devamı

Öyküyü kuşkusuz Petzold'un daha önce 'Undine', 'Transit' ve 'Afire' filmlerinde de birlikte çalıştığı Paula Beer sürüklüyor. Tom'un erkek arkadaşı Jacob'un ölümüne üzülüp üzülmediği sorusuna "Aslında değilim, olmam gerektiğini biliyorum ama" mealinde bir cevap veren Laura, bu yanıyla bana Albert Camus'nün 'Yabancı'sının ana karakteri Meursault'yu da hatırlattı. Betty'nin evinde birçok şey (musluk, bulaşık makinesi, bisikletin selesi) bozuk ve bunları onarmak için tamirci eşi ve oğlu hemen devreye giriyorlar. Lakin kırık kalbinin ve ruhunun tamiri imkânsız ve Barbara Auer, karakterinin çaresizliğini yansıtmada çok başarılıydı. Filmde Betty'nin kocası Richard'ı Matthias Brandts, oğlu Max'i de 'Afire'den hatırladığımız Enno Trebs canlandırıyordu.