Şövalye ruhlu semt çocukları beraat ettiler!..

Bir Pazar günü, diğer kardeşlerimle buluştuğumuz uzun öğle yemeğinin ardından ailece evimize dönüyorduk.

Arabayı ben kullanıyordum.

Yol planımıza göre; Dolmabahçe Sarayı'nın önünden geçip, Yıldız Yokuşu'nu çıkacak ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü üzerinden oturduğumuz semte ulaşacaktık...

Beşiktaş'a geldiğimizde trafik durdu.

Çünkü Beşiktaş taraftarları
meydanda ve Akaretler Caddesi'nde toplanmış, gruplar halinde maça gidiyorlardı.

Yer gök, onların takımları için yaptıkları tezahüratla inliyordu.

Arka koltukta kızımızla birlikte oturan iki oğlum tam "Baba neden buradan geldin, ya bizi görürlerse..." diyorlardı ki, korktukları başımıza geldi.

Bizi gören bir grup hızla arabaya doğru ilerlemeye başladı.

Ben çok rahattım. Çocuklara da sakin olmalarını söyledim.

Bu arada ön camı açıp beklemeye başladım.

İlk gelen "Abi sen koyu Fenerlisin ama biz seni severiz..." dedi, diğeri sarılıp öpmek istedi, üçüncüsü birlikte fotoğrafımızı çekti!..

Onlara o günkü maçta başarılar dileyip ilerlerken arkamızdan "Uğur Dündar oley... Uğur Dündar oley!.." diye bağırıyorlardı.

Önceki gün "Gezi Olayları" nedeniyle müebbet hapis istemiyle yargılanan çArşı taraftar grubunun beraat ettiğini duyunca, hem o günü, hem de bu dava açıldığında çArşı'yı anlattığım yazımı hatırladım.

Bakın 2014 yılı Eylül'ünde "Şövalye Ruhlu Semt Çocukları" kitabından alıntılarla onlar için neler yazmışım

Müebbetle yargılayıp, susturmak istiyorlar.

Ama bilmiyorlar kibu çocuklar,haksızlık karşısında asla susmaz.
Hiçbiri Hazreti Ali'nin "Haksızlık karşısında eğilmeyin. Aksi takdirde hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz" deyişini unutmaz.

Gezi'de tek yürek olan ve"Hepimiz çArşı'yız"diye bağıran diğer kulüplerin taraftarları da onları yalnız bırakmaz.

Hele "Gezi" tarihine tanıklık edenlerin şimdi anlatacaklarından sonra...

"...Zaten göz gözü görmüyor bir yandan da pat pat sesleri yaklaşıyor, geliyorlar. Koşmayı geçtim,öksürmekten artık nefes alacak halim kalmamış. Akaretler'deki Migros'un orada bir yerde çöktük kaldık gazın ortasına, artık ne olacaksa olsun diye!..Arkadaşım bana sarılmış ağlıyor, ben de artık buraya kadarmış diye düşünürken,o gazın dumanın arasından üç tane Beşiktaş formalı çocuk çıktı...O kargaşada bizi nasıl aldılar, oradan nasıl çıkarıp taaa Yıldız'a götürdüler, hâlâ bilmiyorum, ama o formayı görünce yaşadığım hissi hayatım boyunca unutmayacağım..."

Sırada bir başka tanık, Cihan
Aslan var:

"Bugün Beşiktaş'ta sağlık okuyan gençler sırtlarında çanta ile ilk yardıma koştu.

"Astımı olanlar var mı"diye bağırıyorlardı.

Bugün Beşiktaş'ta esnaf kapılarını halka açtı, çay ikram etti.

Bugün Beşiktaş'ta ailesine ulaşamayana telefonunu uzattı herkes.
Soruyorum:

Bir semtin esnafıyla, sakiniyle, erkeğiyle kadınıyla, yaşlısı ve genciyle dayanışması vesemtlerini sevmeleri suç mu.."

Bir başkası da şunları söylüyor:
"Şöyle diyeyim sana; Bu bizim antrenmanımız, biz antrenmanlıyız. Halk bilmiyor, polisle karşı karşıya gelince, ne yapacağını bilmiyor. Biz yine antrenmanlıyız, maçlarda olsun, 1 Mayıs'ta olsun bunlar sayesinde antrenmanlıyız.

Gezi eylemlerinde de bizden satırla saldıran, döner bıçağıyla saldıran olmadı.

Biz sadece polisin, gazın, neyin nereye etki edeceğini bildiğimizden, insanların biber gazından nasıl korunacağını gösterdik. Biz biber gazından korunmayı normal vatandaştan daha fazla biliyoruz. çArşı'nın yaptığı da budur işte, fazla ileriye gitmeden geri planda kaldık.