Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ, PKK'nın fesih kararı ve Lozan-Sevr tartışması için "Esas hedef Atatürk'tür. Lozan tahammülsüzlüğünün arkasında laik Cumhuriyetle hesaplaşma duygusu var" dedi...
Lozan Barış Antlaşması, Türk Ulusu'nun yaşamsal haklarını ve amaçlarını tescil eden bir siyaset abidesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin tapu senedi ve diplomatik zaferdir. Bu zaferin temelini, ulusumuzun Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kazandığı Kurtuluş Savaşı oluşturur. Ancak Lozan Zaferi'nde, Türkleri tarih sahnesinden silmek isteyen emperyalist güçler karşısında kaya gibi direnç gösteren ve müzakereleri büyük diplomatik başarıyla sonuçlandıran, İnönü Savaşları'nın kahramanı İsmet İnönü'nün katkısını unutmamak lazımdır.
PKK terör örgütünün fesih bildirisinde Lozan'ı reddeden, Sevr özlemiyle kaleme alınmış ifadelerin büyük tepki çekmesi nedeniyle öngörüleri daima doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ'ın Sevr ve Lozan Antlaşmalarına yönelik düşüncelerini bir kez daha hatırlamanın yararlı olacağını düşündüm.
ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (Ş.E.): Lozan'a tepki gösterilmesinin iki nedeni var. Birincisi, Sevr (Sevres) Antlaşması'nın Türklüğü tarihten silme ve Türkleri Avrupa'dan ve Anadolu'dan kovma projesi olduğunun, Kurtuluş Savaşı'yla da bu alçak ve soysuz projenin önlendiğinin anlaşılmamasıdır. Batılı devletlerin Sevr Antlaşması ile güttükleri esas amaç; asırlar boyunca biriktirdikleri kinin etkisiyle Türklüğü tarihten silmek, Türkleri Avrupa'dan ve Anadolu'dan kopartarak gelmiş oldukları Orta Asya'ya sürmek ve Anadolu'yu sömürge haline getirmekti. Sevr Antlaşması, Anadolu'nun coğrafi, kültürel ve siyasi birliğini sona erdirecek ve Türk ulusal şuurunu zayıflatarak zamanla yok edecek şekilde dizayn edilmişti. Nitekim antlaşma hükümleri, batıda Trakya ile İzmir ve havalisini kapsayacak bir Yunan devletinin, doğuda bağımsız bir Ermenistan devletinin, Irak ve Suriye arasındaki bölgede ise bağımsız Kürdistan'ın kurulmasını öngörüyordu. Ayrıca Anadolu nüfuz bölgelerine ayrılarak, İtalyanların, Fransızların ve İngilizlerin yönetimine veriliyor, İstanbul ve Marmara Bölgesi uluslararası statü altına alınıyordu. Türklere bırakılan bölge ise egemenlik hakları en ağır şekilde sınırlanmış olan Ankara ile Kastamonu vilayetlerinden ve civarından ibaretti. Osmanlı'nın maliyesi, adliyesi, savunması ve tüm kurum ve kuruluşları yabancı kontrolü altında olacaktı. Kapitülasyonlar genişletilerek Türk Milleti köle konumuna, yabancılar ve gayrimüslim ahali de Türk Milleti'nin efendisi statüsüne getiriliyordu. Zavallı bir kukla konumuna indirgenen padişah ve hükümet, uluslararası kontrol altındaki İstanbul'da ikamet edecekti.
BATI, "TÜRK ULUSU" KAVRAMINI LOZAN SONRASINDA KABUL ETTİ
UĞUR DÜNDAR (U.D.): Ama bir şey unutulmuş. O da Büyük Önder Atatürk'ün bu feci kaderi Kurtuluş Savaşı zaferiyle önleyeceği ve böylece Türk Ulusu'na can vereceği!..
(Ş.E.): Evet. Lozan Antlaşması'nın en önemli işlevlerinden biri de "Türk Ulusu", "Türk Milleti" kavramının kabul edilmesine ve Türkiye Cumhuriyeti'nin tek ulus, yani "üniterlik" temeline dayandırılmasına zemin hazırlaması olmuştur. İsmet Paşa, çok ağır baskılara rağmen Lozan'da etnisite ve dil konularına girilmesini reddetmiş ve Müslüman olmayanlar dışında azınlık kabul etmemiştir. Bu tutumla güdülen amaç, Türkiye Cumhuriyeti'ni "kültür ulusçuluğu" üzerine inşa etmekti. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi, etnik kökenlerine bakmadan bireyleri ortak bir kültüre mensup oldukları bilinci etrafında toplamak ve onları tek ulus yapısı içinde kaynaştırıp bütünleştirmektir. Esasında bu bilinç, bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin bekasının dayandığı ve toprakları üzerinde egemenlik ve bağımsızlığını sağlayan temel ögedir.
(U.D.): Peki, Lozan'ın yenilgi gibi gösterilmek istenmesinin ikinci sebebi nedir
(Ş.E.): Esas hedef Atatürk'tür... Atatürk sevgisi halkımızın kalbinde kök saldığı için Atatürk'e doğrudan hücum etmek yerine, onun eseri ve Türk Milleti'nin tarihindeki en büyük siyasi zafer olan Lozan Antlaşması kötüleniyor.

103