"Her yaz olduğu gibi o yıl da okullar kapandı. Ertesi günü annem beni Ayvalık'ın harika sahili olan Sarımsaklı'ya, teyzemin yanında getirdi. Okullar açılana kadar biraz burada, biraz da Burhaniye'de kalıyorum.
O yıllar gerçekten çok güzeldi, bu kadar kalabalık yoktu, binalar yoktu, yörenin büyük bölümü tarım alanıydı. Şimdi ikisi de rahmetli olan Hacı Hüseyin Eniştem ve Remziye Teyzem'de kalıyorum.
Sabah erkenden kalkıp bahçeye çapaya, sulamaya ya da ürün toplamaya gidiyoruz. (Bölgede ilk seracılığı eniştem başlatmıştı.) Öğlen oldu mu denizde alıyorduk soluğu ve hangimiz önce girecek diye yarışıyorduk.
Rahmetli teyzemin oğlu Mimar Mehmet Tokgöz, Sarmısaklı'nın ilk müteahhitlerinden biriydi diyebilirim. Mehmet Abim babasının yerlerinin bir bölümüne dört blok apartman yaptı. O dört blokta genelde Ankaralılar oturuyordu. Başka illerden gelenlerin ve yurtdışında çalışan gurbetçilerin de evleri vardı.
Teyzemlerin "yeşil köşk" adını verdiğim tek katlı büyükçe evlerinde kalıyordum. Bazen de rahmetli Muhitttin Abimin evinde konaklıyordum. Kısacası orada kalacağım çok ev vardı. Denize uzaklıkları elli metre falandı. Komşu çocuklarıyla da samimiydik. Yaşlarımız 13-16 arasındaydı
Sahile gitmek için solda Vilayetler Evi, sağ tarafta Maliyeciler Kampı bulunuyordu.
Devletin bu iki kampının arasında, orada yaşayan yurttaşların da denize girmesi için yaklaşık 10 metre genişliğinde yol bırakılmıştı ve bizler oradan denize gidiyorduk.
Yanılmıyorsam 1976 ya da 1977 yılı yaz aylarıydı. Ortalık sıcaktan yanıyordu. Dediğim gibi o sıcakta bizler sabah tarlaya gidiyoruz, öğleden hemen sonra denize koşuyoruz.
Bir gün gördük ki; Vilayetler Evi yetkilileri bizim denize ulaştığımız yolu, ahşap direkler ve dikenli telle kapatıyorlar. Hemen itiraz ettik, sonra büyüklere söyledik onlar da itiraz ettiler. Fakat Vilayetler Evi yetkilisi ısrarla bizlerin oradan denize girmemize izin vermeyeceğini söylüyor. Sesimizi yükseltince de "Oraya valilerin, kaymakamların aileleri, il genel meclis üyeleri geliyor sizlerden rahatsız oluyorlar" diyordu. Oysa bizim onları rahatsız etme gibi bir durumumuz söz konusu olamazdı, çünkü aramızda hatırı sayılır bir mesafe vardı.
Tüm çabamıza karşın o gün denize giremedik, dikenli telleri çekmelerine de engel olamadık
Rahmetli Mehmet Abi nasıl becerdiyse o dönemin en etkili gazeteci televizyoncusu, nam-ı diğer "halk adamı" Uğur Dündar'a bir şekilde ulaşmış. Bize onun geleceğini söyledi.
Hepimiz çok sevindik. Birkaç gün sonra ünlü gazeteci Uğur Dündar geldi, yanında kameraman ve sesçi vardı. Mehmet Abim olayı anlattı ve tel örgüleri gösterdi. Bizler de toplanıp "Denize gitmemiz engelleniyor, deniz hakkımız elimizden valiler yüzünden alınıyor" diye bağırmaya başladık.
Uğur Dündar, "Ne demek bu Böyle şey olur mu, yasalara göre kıyılar halkındır" dedi ve yetkilileri çağırdı. Bir şeyler konuştular ama yetkililer dikenli telleri yıkmayacaklarını söyleyerek gittiler. Bizler bağırmaya devam ettik.
Yanlış aklımda kalmadıysa Uğur Dündar, "Dikenli telleri buraya kanunsuz bir şekilde çeken yetkililer sökmüyorsa bizler yıkarız" falan dedi ve tel örgüleri yıkmak için yürüdü. Biz de ona eşlik ettik. Uğur Dündar ve Mehmet Abimin "Aman tel örgülere dikkat edin bir taraflarınıza batmasın" diyerek sürekli bizleri uyarmasına karşın, o arada dikenli tellerle yaralananlar oldu. Türkiye'nin en ünlü gazetecisi-televizyoncusu bizlere destek vermek için İstanbul'dan kalkıp Sarmısaklı'ya gelmiş, bizler çok mutlu olduk tabii ki

158