9 Eylül Üniversitesi Hastanesinin Acil Servisi can çekişiyor!..

Yaklaşık 8 yıl önceydi.

Çocuklarımızın lise eğitimleri nedeniyle İzmir'de yaşıyorduk.

Bir akşam Narlıdere'deki evimizde otururken sıcak su torbası patladı ve elimin bir bölümü yandı.

Parmaklarımdaki şişme nedeniyle alyansımı kesmemiz gerekiyordu.

Evdeki gereçlerle deneyip başaramayınca, en yakındaki 9 Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'ne gittik.

Nöbetçi doktor bu amaçla bulundurdukları bir aletle kesmeye uğraştı ama o da başaramadı.

Bunun üzerine teknik servisten görevliler çağrıldı.

Geldiklerinde ellerinde devasa bir kerpeten vardı. Buna rağmen alyans kesilmeyince başlarındaki kişi "Abi bu altın olsa şimdiye kadar çoktan kesilirdi. Bunu satanlar sizi kazıklamışlar" dedi.

Kesilince gördük ki dışı altın, içi metalmiş!..

Dünkü Cumhuriyet'te bu acil servisin kapatıldığı haberini okurken içim cız etti. Çünkü parmağıma müdahale etmeleri için gittiğim akşam acil servisin, çok sayıda hastanın varlığına rağmen, saat gibi tıkır tıkır çalıştığına tanık olmuştum.

Ne yazık ki bu servis, son dönemde doktorların istifaları, intiharları, mobbing iddiaları, hekim eksikliği nedeniyle branş dışı görevlendirmeler gibi skandallar ile gündemden düşmez olmuştu. Geçen yıl kötü çalışma koşulları, mobbing ve düşük ücretler nedeniyle 19 acil servis hekimi istifa etmiş, 25 gün önce de asistan hekim Dr. Uğurcan Ağcaoğlu, mobbing nedeniyle istifa ettikten sonra hayatına son vermişti.

Her ne kadar Üniversite Yönetimi kapanma nedeni olarak "tadilatı" gösterse de servisin, çalışacak asistan doktor bulunmaması nedeniyle kapatıldığı öne sürülüyor.

Serviste sadece hayati önem taşıyan kırmızı alan hizmet veriyor.

Hastanenin acil servisinde görev yapan asistanların kendi aralarında sosyal medyada paylaştıkları mesajlar da kapanmada sayılarının yetersizliği ile çalışma koşullarının dayanılmaz boyutlara varmasının etkin olduğunu gösteriyor.

İşte o mesajlar:

"Can çekişen Dokuz Eylül Acil Servisi'nin asistan doktorlarıyız. Son TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı) ile başka acillere yerleşerek gidenler ve uzman olanlar ile birlikte geriye 4 asistan kalıyor. Acilimizin yeşil alanı ağustos başında tadilata alınıyor. Fakat kırmızı ve sarı alanın işlemeye devam edeceğini ve merkezi olduğumuz yerlerden sevk almaya devam edeceğimizi söylüyorlar. Günde 1, maksimum 2 asistan ile 24 saat bu alanların çevrilmesi planlanıyor.

Kırmızı alana günde ortalama 60-70 hasta giriyor. Bu hastalar Çeşme ve Urla bölgesinden gelen kritik hastalar, multitravmalar, belli günlerde İzmir'in tüm koroner hastaları, tüm trombektomi, GIS kanama sevkleri ve çevremizde bulunan 100'den fazla huzurevinin hastaları...

İki kişiyle bu şekilde çalışamayacağımız belirtildiğinde, "24 saatte 40 hastaya mı bakamayacaksınız" şeklinde dönüş alıyoruz.

Mevzunun hasta sayısı olmadığını, 24 saat molasız çalıştığımızı, birbirimizi dinlendirebilecek imkanımız kalmadığını ve artık hata yapmamızın kaçınılmaz olduğunu; 3 hasta aynı anda kötüleştiğinde siyah triyaj yapmak istemediğimizi, hastaların sıklıkla yönelttiği "Ölünce mi bakacaksınız bize" sorusunun gerçeğe dönüşeceğini anlatamıyoruz.

Ana Bilim Dalı ile Başhekimlik arasındaki problemlerin, Rektörlük ile İl Sağlık Müdürlüğü arasındaki problemlerin ve anlamlandıramadığımız koltuk kapmacaların bedelini asistana ve hastaya ödetmelerini istemiyoruz. Bizi bu şekilde çalıştırdıkları için yapacağımız malpraktislerin bedelini bizden başka kimsenin ödeyemeyeceğini düşünüyoruz.