Ölüm Körfezi'nde değişen bir şey yok

İran'a saldıran İsrail ve ABD arasında nihai hedefler anlamında ciddi fark var. İsrail "Rejim yıkılacak, değişmeli" diye bastırıyor, rejim değişikliği diye başlayan, şimdilerde "Değişmese de olur yeter ki kafamıza yatan bir lider gelsin"e evrilen Trump ise İran'ın petrolüne, enerji kaynaklarına çökmek istiyor. Hürmüz Boğazı'nı kapatan İran ise petrol silahıyla dünyadan ABD'ye baskı yapılmasını sağlama çabasında… Hürmüz Boğazı'nı kapatmak; küresel petrol ve doğalgaz (LNG) sevkiyatının önemli bir bölümün durması, petrol fiyatlarında ani ve devasa artışlar yaşanması, bölgedeki tanker trafiğini korumak isteyen ABD ve diğer güçlerle İran arasında doğrudan çatışma demek malum... Tabii bu İran içinde kendi can damarına çok ciddi zaran veren bir eylem planı aynı zamanda... Etki kapsamında Basra Körfezi'ndeki en büyük petrol ihraç (yüzde 90) terminali, İran petrolünün gemilere yüklenmesinde kullanılan ana tesis olan Harg Adası'na ulaşım da var zira... Orası da ABD'nin hedefleri arasında zaten...

Onun için de daha önceki 12 Gün Savaşı'nda Hürmüz Boğazı'nın kapatılması başvurulacak son kart olarak görülüyor, oraya varmaz deniliyordu. Bu sefer dini lider Hamaney'in öldürülmesi, kırmızı çizginin aşılmasıyla da o kart daha en baştan devreye girdi. Geçmeye çalışan her tankeri hedef alacağını açıklayan İran, dediğini de yapıyor... Tanker güzergâhı tam anlamıyla "Ölüm Körfezi"ne dönüşmüş durumda... Sigorta şirketleri bölgeye gidecek süper tankerleri sigortalamıyor ya da 14-15 katı bedel istiyor. Tüm dünya petrol fiyatlarının yükselmesinden rahatsız, Amerikan halkı bile.. Trump, merak etmeyin Amerikan donanması tanker trafiği güvenliğini sağlayacak havasında ama İran Donanması, Devrim Muhafızları da diyor ki:

ABD'yi bekliyoruz...

★★★

Dolayısıyla bir yanda savaşın ekonomik maliyeti, diğer yanda da Ölüm Körfezi'nde can pazarı durumu söz konusu… Dünyanın şu anda tek beklentisi Hürmüz Boğazı'ndan geçişin sağlanması ama bölgedeki ya da gitme niyetindeki tankerlerin durumu, hedef olup olmayacağı da kestirelemiyor. Bunun ne demek olduğunu, o tankerlerdeki mürettebatın ruh halini de bizzat yaşamış bir gazeteci olarak da çok iyi biliyorum. Şöyle ki: 1980'li yıllarda İran ile Irak gırtlak gırtlağa savaşıyorlardı. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki tanker savaşı da en kritik cepheydi... 1981'den 1988'e kadar devam eden süreçte Irak 283, İran 168 saldırıdan sorumluydu. Irak, 1984'te Harg Adası'ndaki petrol terminaline ve tankerlere saldırarak tanker savaşını genişletmişti. Irak'ın amacı, İranlıları Hürmüz Boğazı'nı tüm deniz trafiğine kapatmak gibi aşırı önlemlerle karşılık vermeye kışkırtmak ve böylece İran'a karşı yabancı müdahale sağlamaktı; ABD, Hürmüz Boğazı kapatılırsa müdahale tehdidinde bulunmuştu. 1986'da da etti,İran ile bir çatışmaya da girdi...

Tanker savaşının en kızıştığı o günlerde Büyük Hun tankeri de 3 Haziran 1984'te Harg Adası yakınlarında, Türkiye'ye petrol taşırken Irak uçakları tarafından atılan füzelerle vuruldu. Saldırıda geminin üst yapısı ve makine dairesi hasar gördü, yangın çıktı, 3 mürettebat öldü ve 2 kişi yaralandı. Hemen sonrasındaki Göktürk tankerinin seferinde de mürettebat listesinde "kazan ustası" gibi görünüp gazeteci olarak "Ölüm Körfezi"nde dehşeti bizzat yaşamıştım. Tehlikeli sularda haftalarca süren bir sefer sonrasında "Ölüm Körfezi'nde 6 gün 6 gece" başlığıyla 29 Temmuz 1984 tarihli MİLLİYET Gazetesi'nde tarihe düştüğüm notlardan bazıları da şöyleydi: