Gazze'de geçtiğimiz yıldan bu yana ateşkes olmasına (!) rağmen soykırım devam ediyor... İsrail, kafasına estiği zaman saldırıyor, bildiğini okuyor... Gazze'de ateşkes sonrası katledilen insan sayısı bin 500 civarında... Toplamda ölü sayısı da 22 bini çocuk 76 bini geçmiş durumda. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) ve yerel sivil savunma ekiplerinin raporlarına göre; yıkılan binaların altında kaldığı tahmin edilen ve henüz çıkarılamayanların sayısı da 8-12 bin arasında... İsrail'in iş makineleri ve yakıt girişine uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle sivil savunma ekipleri arama çalışmalarını çoğunlukla kazma, kürek ve çıplak elleriyle yürütüyor. Uzmanlar, gerekli teçhizat sağlanmadığı takdirde enkaz altındaki tüm cenazelere ulaşmanın 8 ila 10 yıl sürebileceğini söylüyor... Bu nasıl ateşkesse.. 21. yüzyılda yaşıyoruz, küreselleşme deniliyor, iletişim, ulaşım sınırsız, herkesin herkesi görebildiği dünyada bu vahşete ses çıkarmayan, tepkisiz kalan bir düzen var maalesef... Bu kepaze, rezil manzarada umut veren gelişme, gerçeklik ise şu:
Katliama, alçaklığa sessiz kalan yöneticilerin aksine dünya halkları, insanlar, uluslararası kamuoyu İsrail'in "teolojik bulamaçlı saplantılı ırkçı ideolojiye" sahip nasıl bir bela olduğunu gördü, anladı... İsrail'in milyar dolarlık Hollywood senaryolarını kimse yemiyor artık. Eskisi kadar etkisi kalmadı bunların. Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre; ABD'de 30 yaş altındakilerin yüzde 69'u İsrail'e olumsuz bakıyor. Filistin tarafına çok daha fazla sempati duyuyor. Niyesi açık: Genç kuşaklar, geleneksel Amerikan televizyon kanalları yerine İsrail'in kontrolü dışındaki merkeziyetsiz açık kaynaklı sosyal medya platformlarından Gazze ve Batı Şeria'daki insani krizi doğrudan ve sansürsüz takip ediyor. Şu anda İsrail lobisince beslenen, para alan yöneticilerine söz geçiremeyen bu genç nüfus ilerleyen yaşlarda yetkili koltuklara oturduklarında da gerekeni yapacaklardır elbette...
★ ★ ★
Aynı durum Avrupa içinde geçerli. Avrupa başkentlerinde sokaklara taşan İsrail'e dönük öfke nefret, buna karşı da yöneticilerin, özellikle de Almanya'da nasıl tersi bir tavır içinde oldukları ortada... Almanya'da Filistin ile dayanışma gösteren, savaşı protesto eden veya İsrail politikalarını eleştiren kişilere, kurumlara ve sembollere yönelik çok katı yasal yasaklar, kısıtlamalar ve cezai yaptırımlar uygulanıyor. Alman hükümeti hiç utanmadan bu kısıtlamaları "kamu güvenliği", "anti-semitizmle mücadele" ve "terör örgütlerine desteğin önlenmesi" bahaneleriyle savunuyor. BM ve uluslararası insan hakları örgütleri de bu durumu ifade ve gösteri özgürlüğünün ağır ihlali olarak nitelendirip sert bir şekilde eleştiriyor...
Almanya adına bir başka utanç da, İsrail'in Amerika Birleşik Devletleri'nden sonraki en büyük ikinci silah tedarikçisi olması. Gazze'deki operasyonlar sırasında hukuki baskılar nedeniyle zaman zaman kısıtlamalara gitse de Berlin yönetimi son dönemde İsrail'e askeri sevkiyatta rekor artışlar gerçekleştirdi. Uluslararası Adalet Divanı'ndaki dava dosyalarına göre; Nisan 2024'ten bu yana Almanya'nın İsrail'e sağladığı toplam askeri ihracat hacmi 2 milyar avroya yakın. Gönderilen silahların, askeri parçaların, motorların ve mühimmatların Gazze'de kullanılan askeri araçlarda (Merkava tankları gibi) yer aldığı biliniyor... Uluslararası Adalet Divanı'nda Nikaragua'nın Almanya'ya karşı açtığı davada ve Berlin'deki yerel mahkemelerde açılan davalarda temel argüman da Almanya'nın silah göndererek Gazze'deki sivil ölümlerine, kalıcı yıkıma ve çocukların katledilmesine doğrudan veya dolaylı olarak katkı sağladığı, suça ortak olduğu şeklinde... Sokaktaki öfkenin temel nedeni de bu zaten:

2