Yeni yılın ilk günü...Kimimiz beş yıldızlı otellerde, malikânelerde kuş sütü eksik mönülü, kimimiz ise evlerde özenle hazırlanmış mütevazı sofralarda ya da sınırlarda nöbette veya birçok yerde görev başında "merhaba" dedi 2026'ya. Sokaklarda, hastane köşesinde acı çekenler de vardı, yakınını, sevdiklerini kaybedip gözyaşı dökenler de...Dolayısıyla, beklentiler de her birinde farklı içerikteydi. Ama genel anlamda dilek ve temenniler hep aynı yöndeydi:
Yeni yıl eskisinden daha iyi ve daha güzel olsun...
Gerçekten buna fazlasıyla ihtiyacımız var. Çünkü geride bıraktığımız yılın tek cümleyle özeti şu:
Savaş, soykırım, katliam, kan ve gözyaşı...
Yıl bitti diye tüm bu sıkıntılara da nokta koyamıyoruz maalesef...Ne kadar sorun varsa, olduğu gibi 2026'ya akıyor. Ülkemiz adına 2026'ya devredilen bagaj da hem içeriden hem dışarıdan vatanımıza, yurdumuzun birliğine, bütünlüğüne yönelik kirli hesaplar, alçak ittifak arayışlarıyla yüklü...Son yaşanan gelişmelerde gösteriyor ki; etrafımızda bir dış cephe, şer ittifakı zaten kurulmuş vaziyette...Küresel liderliğini korumak için uğraşan ABD'nin bizzat ve İsrail başta vekil güçleri üzerinden sebep olduğu küresel- bölgesel kaoslar da ortada...Bu durumda da devletin en tepesinden ve en yetkili isimlerinden eski yıl 2025'de sıkça vurgulanan "iç cepheyi güçlendirme" birlik ve beraberliğimizi pekiştirme mesajlarının iyi anlaşılması 2026 için en kritik temenni aslında...
Her yeni yıl maalesef ülke sorunları ve bunlara karşı ortak duruştan ziyade, iç çekişmelerin öncelendiği birbirinin tekrarı niteliğinde geçti zira... Ki bu çok eskilere kadar da uzanıyor...İşte 76 yıl önce 3 Mayıs 1950'de yayın hayatına başlayan gazetemizin Türkiye ve dünyanın durumunu, o günlerdeki ABD ilişkilerini irdeleyen 1 Ocak 1951 tarihli ilk yeni yıl baskısının manşetinde yer alan "Kurtuluş yolu: Milli Birlik' başlıklı yazıdan alıntılar:
1950 yılını dün gece yarısı tarihe devrederek, bugünden itibaren yeni bir yılın eşiğine basmış bulunuyoruz. Her yıl başında insanların birbirlerine sunmak itiyadında oldukları iyilik dileklerine rağmen 1951 yılının yalnız memleketimiz için değil, bütün insanlık için endişeler ve tehlikelerle yüklü geldiğine şüphe yoktur. Bugün herkesin birbirine sorduğu ve cevabını almağa çalıştığı tek sual 1951 yılının bir Üçüncü Dünya Harbinin başlangıcı tarihini teşkil edip etmeyeceği hususudur.
...Bütün dünya ikiye bölünerek iki dev devletin vücuda getirdikleri tecavüz ve müdafaa kamplarında mecburi veya ihtiyari fakat hepsi de iradeleri kayıtlanmış ve şartlara bağlanmış peyk devletler halini almışlardır.

4