Başımız önde dönüyoruz

Dün gece sonuçtan bağımsız, şunu gördük ki bizim Milli Takımı'mız üstüne gelen rakiplere karşı üretken ama kapanan takımlara karşı çaresiz. Bu turnuvada yine erken bir golü kalemizde görürken; önce oyunda dengeyi kurduk, sonrasında iki gol atarak öne geçtik. Tabii ki bu maçın artısı eksisi, iyi oynadı kötü oynadı, eleştirileri yapılacak bir karşılaşma değil. 19 Temmuz'da Dünya kupası finali oynanacak, biz 19 Haziran'da elenip, bu maça kalmadan veda etmişiz. Bu biraz da ispanya'ya evimizde 6-0 yenildikten sonra, her şey belli olduğunda rövanşta deplasmanda beraberlik almamız gibi bir his verdi. Açıkcası bu saatten sonra 'yensen ne olur, yenilsen ne olur' dedirten bir 90 dakikaydı. kimse kendini rakamlarla kandırmasın, biz buraya gelirken dünya sıralamasından çok gerilerdeki takımları yenerek geldik ve gerçek gücümüzü test yaparken yanıldık. Nitekim bunun bedelini ilk iki maçta kaybederek, ağır bir şekilde ödedik. Oysa 24 yıl sonra katıldığımız Dünya kupası'nda bir 3.lük beklemiyorduk ama en azından gruptan çıkıp ilk 16'yı görmek hakkımızdı. Eğer bir Milli Takım eleştirisi yapacaksak, önce yönetimden sonra da teknik kadrodan yapılmalı. Bir kere bir üst akıl olmalıydı ve devreye girmeliydi turnuva öncesinde. Ama hamaset üst aklın önüne geçti ve beklenti çok yükseğe çıkartıldı. Final ve kupa telaffuz edildi.

İşin teknik kadro kısmına gelince; Montella'nın gizli inadı ve kadro seçimleri, sistemdeki ısrarı bir araya gelince kötü bir final yaptık. Özellikle 'biz aileyiz' söylemi altında kadro kayırmaları, performansa değil, keyfe kader oyuncu seçimleri sonucunda negatif bir rüzgâr Milli Takım'ın üzerinde hakim oldu. Oysa 'oynayan ve oynamayan farketmez, ben istediğimi alır, isteğimi almam havasının' yerine, hakkaniyetli kadro seçimleri yapılsaydı Milli Takım'ın arkasındaki toplum desteği çok daha farklı olurdu. Unutmayalım ki ilk iki maçını kazanmış Amerika ciddi bir rotasyonla karşımıza çıktı. Eğer ihtiyacı olsaydı, işimizin kolay olmayacağını biliyorduk... Bir kere Montella bu maçtan sonra Ozan kabak'ı niye oynatmadığını, niye Merih'te ısrar ettiğini açıklamalı ve eğer göreve devam etmeyi düşünüyorsa saplantılarından ve inadından vazgeçmeli. Özetle büyük hayallerle geldiğimiz Amerika'dan başımız önde, büyük bir hayal kırıklığı ile dönüyoruz. Nasıl başarıda başaranlara ödül veriyorsak, başarısızlığın da hesabı sorulmalı. Gerekirse bir kan değişikliğine gidilmeli. Eğer bu iş geçiştirilmeye çalışılırsa, Uluslar Ligi'nde yine aynı teraneleri dinleriz...