ABD/İsrail-İran Savaşı artık yalnızca füzelerin, İHA'ların ve hava savunma sistemlerinin hesaplandığı bir çatışma olarak görünmüyor. Sahada ne olduğundan bağımsız değil elbette. Ancak giderek daha fazla ne olduğunun nasıl anlatıldığı belirleyici hale geliyor. Modern savaşlarda kazananı sadece operasyonel başarılar tayin etmiyor. Savaşın sonunda kimin "başarı hikayesinin" meşruiyet üreteceği, kimin kamuoyunu konsolide edebileceği ve kimin bitişi tanımlayacağı da oyunun bir parçası. Bugün Orta Doğu'da görünen tablo tam olarak bu. Savaşın ikinci cephesi, anlatının kendisi.
Vaşhington cephesinde "işin sonuna yaklaştık" türü ifadelerin ısrarla tekrarlandığı görülüyor. Bu cümlelerin sahadaki tabloya bire bir tekabül edip etmemesi ikincil bir mesele. Asıl hedef, iç kamuoyuna "kontrol bizde" mesajını vermek ile birlikte müttefiklere "yalnız değilsiniz" demek ve piyasalara "kriz yönetilebilir" sinyali göndermek. Savaş uzadıkça ve maliyetler belirginleşmeye başladıkça "yakında bitecek" cümlesi bir tür psikolojik sigorta işlevi görüyor. Bu durum sürecin ucu açık görünmesini engelleyerek siyasi maliyeti aşağı çekmeye çalışır.
İran'ın tepkisi ise bu anlatı oyununu tersine çevirmeye dönük görülüyor. "Savaşı Trump bitirmez, biz bitiririz." Bu da sahaya dair bir iddiadan çok psikolojik üstünlüğe dair bir cümledir. İran'ın bitişi karşı tarafa bırakmaya tahammülü yok olarak anlaşılıyor. Zira bitişi kimin ilan ettiği, bir anlamda kimin ayakta kaldığına dair bir hükme dönüşecek. İran'ın "bitişi biz belirleriz" demesi hem bir meydan okuma hem de içeride "devlet çökmüyor", dışarıda ise "caydırıcılık devam ediyor" mesajı olarak anlaşılıyor.
Savaşın Bitişini kim yazacak
Modern savaşların önemli bir kısmı, sahadaki hasardan bağımsız olarak, son sözü kimin söylediği üzerinden okunur. Bu yüzden iki taraf da hem vurmakla hem de zaferi tanımlamakla meşgul. Bir taraf bitişi yakın gösterirken, diğer taraf bitişi kendine bağlıyor. Bu durum aynı savaşın iki farklı anlatı evrenini karşımıza koyuyor.
Anlatı savaşı moral üretmekle birlikte hedef kaymasını da yönetmektedir. Savaşın başında ABD hedefi nükleer kapasiteyi ortadan kaldırmak olarak oluşturulmuştu. Sahada bunun tam sağlanamadığı görülürse hedef davranış değişikliğine, oradan caydırıcılığı yeniden tesis etmeye kaydırılabilir. Ancak hedef ile sonuç arasındaki mesafe açıldıkça siyasi meşruiyeti ayakta tutmanın yolu anlatıyı güçlendirmekten geçer.
Öte yandan İran'ın anlatı mühendisliği de benzer biçimde çalışıyor. Ancak kullanılan malzemelerin farklı olduğu da görülüyor. İran, savaşı güvenlik başlığıyla birlikte direniş ve kimlik eksenine bağlamayı tercih ediyor görünümde. Direniş ekseni söylemi askeri maliyeti bir varoluş anlatısına dönüştürür. Böylece kayıplar siyasi başarısızlık olmaktan ziyade tarihsel mücadele olarak çerçevelenir. Bu çerçeve rejimin içerideki dayanıklılığını artırdığı kadar dışarıya da kolay kolay yıkılmayız mesajı verir.
Ancak anlatı cephesinin bir üçüncü boyutu var ki belki de en tehlikelisi dezenformasyon ve yanlış atıf riski. Bir saldırının gerçekten kimden geldiğinden ziyade kime atfedildiği anlar çoğalıyor. Teyitsiz iddiaların dolaşıma sokulması bilgi kirliliği oluşturarak yanlış atıf üzerinden yanlış misilleme doğurabilme riski taşıyor. Bu yüzden bu savaşta gerçekler tek başına yeterli değil. Aynı zamanda gerçeklerin nasıl dolaştığı da stratejinin bir parçası.

28