Dijital ormanda çocuklarımızı yalnız bırakmamalıyız

Biz bile sosyal medya ormanında hareket etmeye korkarken çocuklarımızı nasıl yalnız bırakıyoruz Sorumluluk almayan teknoloji devleri kasayı her saniye doldurmaya devam ediyor

Her sabah bir masal okursunuz çocuğunuza. Sonra telefonu uzatırsınız, tabletin önüne oturtursunuz ya da kapıdan çıkarken "bir şey izleme" diye seslenir, işe gidersiniz. Kırmızı Başlıklı Kız masalında büyükannesine gitmek için ormana giren çocuk, yolda çiçeklerle oyalanırken kurdun ona yaklaştığını fark etmez. Bizimkiler de fark etmiyor. Farkı şu: Masaldaki ormanı kimse tasarlamadı. Dijital ormanda ise her ağacı, her patikayı, her çiçeği milyar dolarlık bütçelerle yerli yerine koyan mühendis ekipleri var.
Milyar dolarlık gelir elde eden sosyal medya şirketleri, yarattıkları ekosistemde büyüyen çocuklar için eğitime bir kuruş yatırmıyor. Kârı alıyorlar, hesabı topluma kesiyorlar.
Çocukların her klikleri para. Kırmızı Başlıklı Kız masalında bir oduncu kurdu öldürür ve çocuğu kurtarır. Dijital versiyonda oduncu yok. Var olan lobici, avukat ve bir sonraki çeyrek raporunu bekleyen hissedar. Ormandaki çocuk kendi başına.

HEDEF KİTLESİ ÇOCUKLAR
Dört büyük sosyal medya şirketi 2024 yılında yalnızca reklam gelirinden yaklaşık 300 milyar dolar elde etti. Bu rakamın önemli bölümü, kullanıcıların ekranda geçirdiği her ekstra saniyeden damıtılıyor. Her saniye daha fazla reklam, her reklam daha fazla gelir. Sistemin mantığı bu kadar basit, bu kadar acımasız.
Peki bu süreyi nasıl uzatıyorlar İnsan psikolojisinin en ilkel düğmelerine basarak. Öfke, korku, kıskançlık, onaylanma ihtiyacı. Beğeni bildirimi dopamin salgılatıyor; kaydırılan akış durduramadığınız bir kumar makinesine dönüşüyor; "seni tanıyan" algoritma, bir sonraki içeriği seçerken refahınızı değil ekranda kalma sürenizi hesaplıyor. Yetişkinler için bile kontrol edilmesi güç bu sistemin hedef kitlesinin önemli bir bölümünü çocuklar oluşturuyor.
TASARLAYAN SORUMLUDUR
Stanford Üniversitesi'nden davranış tasarımcısı B.J. Fogg, bu mekanizmaları "ikna teknolojisi" olarak tanımladı. Ancak Fogg'un öğrencilerinden biri olan Aza Raskin, kaydırmalı sonsuz akış özelliğini icat ettiği için bugün derin bir pişmanlık taşıdığını açıkça ifade ediyor. "İnsanların zamanını çalmak için tasarladım" diyor. Çalan mühendis pişman. Peki şirket "Biz sadece bir platform sağlıyoruz" savunması artık tutmuyor. Bir silah üreticisi, "Biz sadece alet yapıyoruz, kullanan sorumlu" diyemez. Algoritmayı kim tasarladıysa, o algoritmanın verdiği zararı da hesaba katmak zorunda.
Büyük teknoloji şirketleri, yarattıkları ekosistemden milyarlarca dolar kazanıyor. Bu ekosistemde en korumasız grup olan çocuklar, şirketlerin büyüme modelinin hem hammaddesi hem de en büyük mağduru. Reklamverenler için ideal hedef kitle: Savunmasız, öğrenilebilir, bağımlılığa açık ve onlarca yıl boyunca müşteri olarak kazanılabilir.
2021 yılında Frances Haugen adlı büyük bir sosyal platformunun eski veri bilimcisi, binlerce sayfalık şirket içi belgeyi kamuoyuyla paylaştı. Bu belgeler, sanal medya platformlarının genç kız kullanıcılarda beden algısı bozukluklarını ve depresyonu artırdığını yıllardır kendi araştırmalarıyla bildiğini ortaya koydu. Şirketin içinden bir ses şunu söylüyordu: "Bunu biliyoruz ve yine de değiştirmiyoruz çünkü değiştirmek büyümeyi yavaşlatır."

BATI'DA SATILAN ÜRÜN FARKLI
Bir sosyal medya platformunun ana şirketine ilişkin araştırmalar, platformun Çin'deki versiyonu ile Batı versiyonu arasında çarpıcı farklar olduğunu gözler önüne serdi. Çin'deki uygulamada çocuklara bilim, tarih ve eğitici içerik öne çıkarılıyor; kullanım süresi kısıtlanıyor. Batı'da satılan ürünse farklı: Sonsuz eğlence, sonsuz kaydırma, sıfır sınır.
"Çin'deki çocuklarına sebze veriyor, ihraç ettiği ürüne şeker kaplıyor."
YouTube ise 2019'da çocuklara yönelik gizlilik ihlalleri nedeniyle ABD Federal Ticaret Komisyonu'na 170 milyon dolar ceza ödedi. Ardından ne oldu Platform büyümeye devam etti. Ceza, yıllık gelirin binde birinden azdı. Caydırıcılık sıfır. Hesap verme mekanizması yok.
TÜRKİYE'DE KANUN TEKLİFİ MECLİS'TE
Bu tablo Türkiye gündeminde de somut bir karşılık buluyor. 3 Şubat 2026'da TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesindeki Çocuk Hakları Alt Komisyonu, sosyal medyanın 15 yaş altındakilere tamamen yasaklanmasını ve 18 yaş altındakilere belirli saatlerde internet erişiminin kısıtlanmasını öneren bir raporu kabul etti.
Mart 2026'nın ilk haftasında AK Parti milletvekillerinin imzasını taşıyan kapsamlı bir kanun teklifi TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Teklif 12 Mart 2026 itibarıyla Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu'nda görüşüldü. Genel Kurul oylaması henüz gerçekleşmedi; önümüzdeki günler ya da haftalarda bekleniyor.
Teklifin öngördüğü başlıca maddeler şunlar: 15 yaş altındaki çocukların ebeveyn onayıyla dahi Instagram, TikTok, X ve Facebook gibi platformlarda hesap açması yasaklanıyor. Sosyal ağ sağlayıcılarına etkin yaş doğrulama sistemi kurma zorunluluğu getiriliyor. Kurallara uymayan platformlar 30 milyon TL'ye kadar idari para cezasıyla karşılaşacak; ihlal sürmesi halinde internet trafiği yüzde doksana kadar kısıtlanabilecek. Yasa yürürlüğe girerse platformlara altı aylık uyum süresi tanınacak.
Teklifin kapsamı ve uygulanabilirliği tartışılmaya devam ediyor. Eleştirmenler yaş doğrulamasının teknik olarak güvenilir biçimde yapılıp yapılamayacağını sorguluyor; destekçiler ise "mükemmel yasa yoktur, hareketsiz kalmanın bedeli daha ağırdır" diyor.