Ruhunu kaybetmiş takım

Şimdi; bu takıma "ruhsuzlar ordusu" desem en az beş oyuncuya haksızlık olacak. "O beş oyuncu kim" diye soracak olursanız, o zaman da bana haksızlık olacak. En iyisi ben baştan "Ruhunu kaybetmiş takım" deyip sezonun kapısına bu kez kasım ayında kilit vuran Fenerbahçe'nin içler acısı durumunu aktarayım.

Bu takım, ikinci dünya savaşından kalma bir Alman Leopard tankı gibi... Ağır, hantal, manevra kabiliyeti sınırlı, hurdaya çıkarsan kimse bir şey demez... Çünkü, modern futbolun hızına yetişemiyor... Sahaya yerleşmesi, oyun kurması, hücuma çıkması ayrı ayrı zaman kaybı... Rakipleri futbol oynarken Fenerbahçe kendi ağırlığı ile mücadele ediyor.

İlk yarıyı 1-0 önde kapatmak heyecanlıydı ama sahadaki futbolunun umut vermediğini herkes görüyordu. Stoperler arasında dolaşan topu orta sahada yönlendirecek, pas trafiğini hızlandıracak bir oyun aklı yok bu takımda... Top rakip sahaya ulaşana kadar Göztepe her yere yerleşmiş oluyor. Zaten yan paslarda bile tempo yapamayan bir takımdan hücumda üretken olmasını beklemek hayalcilik olur.

Bu takımda bir sürü yumuşak karın var. Ama bölgesel olarak en öne çıkanı sol kanat... Levent ile Kerem arasındaki uyum yetersiz. Kerem ne savunmaya destek veriyor ne de hücumda fark yaratıyor. Kendini kanıtlama telaşı futbolunun önüne geçmiş. Bu kadar etkisiz bir oyuncunun sahada bu kadar uzun süre kalması da Kuyt'ın hanesine yazılmalı...

İkinci yarı Fenerbahçe'nin kerpiçten yapılmış ve çamurla sıvanmış savunmasının yıkılışına şahit olduk... İlk golde Skriniar'ın bireysel hatası, ikinci golde yine stoper bölgesindeki savunma zaafı Fenerbahçe'ye pahalıya maloldu. Şampiyonluğu hedefleyen bir takımın savunma lideri bu kadar kolay hata yapamaz... Total oyunda da elle tutulur bir şey yoktu zaten... Sarı-lacivertli ekip takım halinde hareket etmeyi bilmeyen bedelli askerliğe gelmiş acemiler mangası gibiydi... Rakibi hataya zorlamayan göstermelik bir baskıyla sadece yarım kalmış enerjilerini tükettiler.