Arap Yarımadası'nın tarihini bilmeyenler için, şimdi uçsuz-bucaksız kum ve kavurucu sıcaktan ibaret olan toprakların, çok uzun zaman evvel balta girmemiş ormanlarla kaplı bulunduğunu, bu ormanların cins kaplanların ve leoparların anavatanı olduğunu öğrenmek epey şaşırtıcı olmalı. Şaşırtıcı ama gerçektir ve o kadar gerçektir ki, antik çağda özellikle yarımadanın güney kısımlarının ismi "Arabia Felix"tir, yani "Mutlu / Bereketli Arabistan".
Derken, tabiatın kanunları galip gelmiş, kuraklıkları doğal afetler izlemiş, bütün dünyanın bakışlarını Arabistan›a çevirmesine neden olan o mutlu çağlar geride kalmıştır. Arabia Felix, artık çöllerle kaplı kurak bir coğrafyadır.
Ancak fizikî yapıda meydana gelen bu çarpıcı değişimin, Arabistan'ın önemini azalttığını düşünmek yanıltıcı olur. Çünkü ilahî takdir, Arabistan'ı hâlâ sahnede tutmak istemektedir: Önce İslâm gelip yarımadanın göbeğine kurulur, ardından da petrolün keşfiyle dünya yeniden gözlerini buraya diker.
Günümüzde, önceki çağların görkemli yeşilliği ve bereketiyle bütün dünyayı büyüleyen tabiat varlıkları, yine insanlığın hizmetinde. Ama biçim değiştirerek, "petrol" adını alarak ve yeraltından çıktıkça vahşi savaşlara ve kanlı çarpışmalara sebep olarak...
Osmanlı İmparatorluğu›nun sahneden çekilmesinin ardından birbiri ardına açılan petrol kuyularıyla bölgeye akmaya başlayan zenginlik, günümüzde Arap Yarımadası'nı tam bir çelişkiler kumkuması haline getirmiş bulunuyor. Yarımadanın bir yanı savaşlarla, işgallerle ve çatışmalarla sarsılırken, öbür yanı oldukça parlak bir başarı hikâyesinin somutlaşmış halini sergiliyor: Modern şehirler, sokaklara taşan zenginlik ve refah, dünya ortalamasının üzerindeki millî gelirin etkisiyle zâhiren müreffeh milyonlar...
Peki, bu mutluluk ve refah tablosu ne kadar kalıcı ve sahici
Petrolün geçici bir zenginlik aracı olduğunu, eninde-sonunda tükeneceğini savunanlara göre, Arap Yarımadası'nda petrol bittikten sonra olacak olan şey çok basit: Araplara hizmet etmek için dünyanın dört bir yanından gelen işçi ve akıl hocaları geldikleri yerlere dönecekler, böylece müreffeh Arap şehirleri yeniden petrol öncesinin kurak ve fakir kasabaları haline gelecek. Bu türden fütürist yorumların içinde hatırı sayılır miktarda temenni de var elbette.
Geleceğe dair olumsuz tahminler bir yana, petrol, Arap dünyasının kendi içinde çok dikkat çekici bir çatışma ve ayrışma meydana getirdi. Bu konu, üzerinde detaylı biçimde durmaya değecek önemde:
Bugün Arap Yarımadası'ndaki her türlü teknik, ekonomik ve kültürel gelişimin arkasındaki Arap aktörler, Filistinliler başta olmak üzere, kendi ülkelerindeki acılardan ve karmaşadan kaçıp gelenler. Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri gibi petrol (ve doğalgaz) zengini ülkelerin bütün ilerlemelerinin arka planında, Batılı ekspatların yanı sıra, özellikle Filistin, Lübnan, Mısır asıllı Arapların katkısı ve özverisi bulunuyor.

1