Yeni ittifaklar

Arap dünyasında çarpıcı bir atmosfer yaşanıyor: Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yönetimine karşı adeta yekpare bir öfke ve eleştiri tufanı var. Sosyal medyadan sokaklara, bu öfkenin türlü yansımalarını görmek mümkün. Çok takipçili ve açık adresli hesaplar BAE lideri Muhammed bin Zâyed'i doğrudan hedef alan paylaşımlar yaparken, Sudan ve diğer ülkelerde "İmârât" (Emirlikler. BAE'nin Arapça kısa adı) karşıtı keskin sloganlar atılıyor. Öyle ki, söz konusu hesaplardan biri, Muhammed bin Zâyed'in fotoğrafı eşliğinde şu diyalogu paylaştı mesela: "Efendim, sizi neden hep böyle asık çehreli görüyoruz / Müslümanlar mutluyken ben nasıl gülebilirim" İslâm tarihine birazcık aşina olan herkesin hemen fark edeceği üzere, bu diyalog, vezirlerinden biriyle Salahaddîn Eyyûbî arasında geçtiği belirtilen meşhur konuşmaya nazire. Tek farkla ki, Salahaddîn cevabında "Kudüs bu haldeyken…" diyor.

Gelinen nokta, BAE'nin Arap dünyasında sadece halklar nezdinde değil, devletlerin gözünde de ciddi bir antipati kazandığının göstergesi. Zira başta Suudi Arabistan olmak üzere, sosyal medyanın katı biçimde kontrol altında tutulduğu ülkelerde, BAE aleyhine kolayca tavır alabilmek mümkün değil. Belli hesaplar kanalıyla, el altından bir yönlendirme yapıldığı anlaşılıyor.

Birkaç sene öncesine kadar, BAE, Arap ve İslâm dünyası içinde oluşan bir koalisyonun temel parçalarından biriydi. Türkiye-Katar eksenini ana hedef olarak seçen bu koalisyon, Mısır ve Suudi Arabistan gibi güçlü üyelere sahipti. Müslüman Kardeşler Teşkilâtı, Hamas ve Nahda Hareketi gibi "İslâmcı" yapılanmalarla mücadele ortak paydasında buluşan üyeler, uzunca bir dönem Türkiye'yi bölgede kurulan bütün masalarda saf dışı bırakmaya çalışmıştı. Türkiye-Katar ekseninin kendi içindeki sıkı dayanışması ve yaşanan bazı kritik gelişmeler, koalisyonu dağıttı; Türkiye ve Katar, yeniden söz konusu ülkeler nezdinde kabul görmeye başladı. BAE hariç. BAE, görünürde bütün diplomatik ilişkileri sürdürse de, diğer tüm ülkelerden ayrı baş çekmeye başladı. Nihayet geçtiğimiz günlerde Yemen'de açık bir şekilde ortaya çıktığı üzere, Suudi Arabistan'la sıcak çatışmaya girmeyi bile göze alacak noktalara savruldu.

İsrail'le ilişkiler, Arap ve İslâm coğrafyasındaki her ülke için tartışma konusu. Ancak BAE, konuyu bambaşka bir boyuta taşıyarak, kendi çizgisine yakın ülkelerle dahi gerilmeyi başardı. Suudi Arabistan'la kavgaya tutuşmak, BAE liderliği için bir tür intihar saldırısı demek. Siyasî feraset ve öngörü, Abu Dabi'yi tamamen terk etmiş gibi adeta. Suudi Arabistan ve diğer ülkelerin, BAE'nin izlediği politikaları "düşmanlık" olarak algılaması boşuna değil.

Meselenin şu tarafı da var:

Britanya İmparatorluğu, uzun bir zaman "himaye" altında tuttuğu Körfez emirliklerine "bağımsızlık" teklifinde bulunduğunda, bunlardan yedisi (Abu Dabi, Dubai, Acmân, Fuceyre, Ra'su'l-Hayme, Şârika, Umm Kayveyn) kendi içlerinde bir araya gelerek bugünkü BAE'yi oluşturdu. Abi Dabi ve Dubai, yıllar içinde diğer emirlikleri geride bırakarak kendi hegemonyalarını dayatmaya başladılar. Beş emirlik arasında, bilhassa Şârika, kültür ve sanata yaptığı yatırımların yanı sıra, yöneticilerinin İslâmî hassasiyetleriyle de dikkatleri çekti. (İlgili okurlar, bu küçük ama önemli emirliğin bilge sultanıyla ve onun Endülüs'ün Gırnâta şehrinde inşa ettirdiği camiyle alakalı bu köşede yazdığım yazıyı hatırlayacaktır.) BAE'nin bugünkü başına buyruk idaresi, diğer emirliklerin istikrarını ve İslâm dünyası içindeki şöhretini de zedeliyor. İhtilaflar çözüme kavuşturulamazsa, BAE içinde bazı çözülmelere bile şahitlik edebiliriz. Tarih ve coğrafya, böylesi sürprizlerle dolu.