Eski zamanlarda Atlas Okyanusu kıyısındaki Dakar'dan -bugünkü Senegal- hac için yola çıkan bir kafilenin izleyeceği güzergâhı takip etmek, bugün bile oldukça öğretici ve ilginç:
Fildişi Sahili'nden Moritanya'ya birçok beldeden yolcuların katıldığı bu kafile, çölün kıyısında bir süre ilerledikten sonra önce Cenne'de, ardından da Timbuktu'da uzun mollalar verirdi. Sonra Sahra Çölü'nü boydan boya kat edecekleri meşakkatli bir yolculuk başlar, yolcular aylar sonra -Cidde'ye geçmek üzere- Kızıldeniz kıyısına ulaşırdı. Bir duraktan diğerine salgın hastalıklardan, kavurucu sıcaklardan, hava değişimlerinden vb. ölümler son derece olağandı. Bazen eşkıya baskınları yaşanır, hatta bölgesel çatışmaların ve iç savaşların ortasında bile kalınırdı. Hac yolculuğu, tüm bunların hepsini göze almak demekti.
II.Mağrib'den yola çıkan bir kafile, ta Roma İmparatorluğu döneminden beri kullanılan kadim yol bağlantılarını izler, Atlas Dağları'nın güney kıyısından ilerleyerek Tlimsen'e, oradan Sîdî Ukbe ve Kayravan'a uğrar, nihayet kıyı şeridinden İskenderiye ve Kahire'ye kadar uzanırdı. Bu güzergâh, aynı zamanda birçok önemli zatın kabrini ziyaret için de fırsat demekti: Kuzey Afrika fatihi Ukbe bin Nâfi, Ebu'l-Abbâs Mursî, İmam Bûsirî, İbn Atâullah el-İskenderî, İmam Şâfiî...
III.Buhara'dan yola çıkacak bir kafile, Merv-Meşhed-İsfahan hattıyla Hicaz'a doğru uzanabilirdi. Ancak Özbek hacılar, asırlar boyunca başka bir rotayı izlediler: Önce Semerkand-Taşkent tarikiyle Yesi'ye uğradılar. Oradan Kazak steplerini aşarak Kırım'a geldiler. Kırım'dan gemilere binerek Pâyitaht ve Dâru'l-Hilâfe olan İstanbul'a ulaştılar. İstanbul'dan Bursa'ya, oradan Konya ve Antakya'ya geçtiler. Bazıları güzergâhına Bağdat'ı bile kattı. Halep, Humus, Şam, Kudüs, Tebük derken Medine-i Münevvere ve Mekke-i Mükerreme'ye vardılar. Eski zamanın şartlarında gidişiyle-dönüşüyle iki seneye yaklaşan böylesi bir yolculuk, elbette insana bambaşka bir ufuk ve derinlik katardı.
IV.Kaşgar'dan yola çıkacak bir kafilede Yarkent'ten, Hoten'den, hatta Turfan ve Kumul'dan bile hacı adayları yer alırdı. Türkistan'ın doğusu için, izlenecek hac güzergâhı aynı zamanda kadim İpek Yolu rotasıydı. Kervanlar sırasıyla Şâş (bugünkü Taşkent), Semerkand, Merv, Rey (bugünkü Tahran), Hemedân ve Bağdat'a uğrar, ardından Hicaz'a doğru yönelirdi. Bazı kafileler Merv'den Belh'e iner, oradan Peşâver'e geçerek Karaçi limanına aktarma yapar, gemi yoluyla Cidde'ye ve nihayet Mekke-i Mükerreme'ye ulaşırdı.
V.Güneydoğu Asya'dan hacca gelecek Müslümanların deniz yolunu kullanmaktan başka seçenekleri yoktu. Java'dan, Açe'den ve bugün Endonezya'yı oluşturan adalardan toplanan Müslümanlar Hint Okyanusu'na açıldıktan sonra Seylan ve Bombay limanlarında mola verir, oradan tam karşı tarafta Yemen'in Aden limanına varırdı. Ardından Kızıldeniz'e girilir ve Cidde'ye vâsıl olunurdu. Deniz yolculukları fırtınalar, uğranan limanlardaki sürpriz vergiler ve tabii ki -her zaman bir risk unsuru olan- korsan saldırıları sebebiyle, tehlikelerle doluydu.

13