Palyaçonun acıklı performansı

Rıza Pehlevî'nin Batılı efendilere yalvarması İran halkında ne tür bir karşılık bulmuş olabilir, yoksa yazarın görüşü kamuoyunun gerçek duygularını yansıtıyor mu?

Taha Kılınç
01.04.2026
41
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, devrik Şah'ın oğlu Rıza Pehlevî'nin Trump yönetimine rejim değişikliği çağrısında bulunmasını halka rağmen hareket eden bir oyun olarak nitelendirir. İran halkının 1979'da Pehlevî hanedanını kovmasından bahsederek, bu ailenin tarihsel mirasının (Batılılaştırma kampanyaları, baskı, yolsuzluk) insanlar nezdinde neden düşman görüldüğünü açıklar. Pehlevî'nin Amerikan ve İsrail yönetimlerinin Şiî inancının İranlı halkın siyasî yönelimindeki rolünü anlamadığını iddia ederken, bu stratejilerin daha da başarısız olup olmayacağı sorgulanmaya açık değil midir?

İran'la İsrail-ABD arasındaki gerilim ve çatışma süreci devam ederken, devrik Şah Muhammed Rıza Pehlevî'nin oğlu Rıza Pehlevî de çeşitli platformlarda sahne alarak Amerikan yönetimine yaltaklanmayı sürdürüyor. Son olarak, Teksas'ta düzenlenen bir etkinlikte konuşan Rıza Pehlevî, Başkan Donald Trump'a İran'la anlaşmak yerine rejim değişikliğini zorlaması çağrısında bulundu. Konuşurken, izleyici kitlesinden beklediği alkışı alamadığı açıkça belli olan Pehlevî'nin, Amerikan sağ seçmeni etkilemek için sarf ettiği "Amerika'ya Ölüm sloganlarından Tanrı Amerika'yı Korusun noktasına geçtiğimizi düşünebiliyor musunuz" şeklindeki ucuz retorik de sönük reaksiyonlarla karşılandı. Tribünlerdeki destekçilerinin ara sıra attığı "Kralımız çok yaşa!" sloganları ise adeta bir komedi filminin tamamlayıcı unsurları gibiydi.

İnsanlık tarihinde, ülkesini işgal etmek isteyen yabancılara kendini göstermeye çalışan, onlarla çalışmaya teşne ve siyasî istikbalini düşmanların kucağında arayan çok sayıda politik figür çıkmıştır. Ancak Rıza Pehlevî örneği, tüm bunların ötesinde, insanı utandıracak ve oturduğu yerde izlerken yüzünü kızartacak cinsten bir düşüklük seviyesine işaret ediyor. Üstelik, Trump'ın kendisi hakkında şöyle bir açıklaması bile var: "Hoş bir insana benziyor, ancak İran halkı nezdinde güçlü bir desteği yok. Ben içeriden, daha uygun bir ismin [yönetime aday] olması gerektiğini düşünüyorum." Rıza Pehlevî'nin bu açık beyana rağmen kendisini ortalıkta pazarlamayı sürdürmesi, psikolojik rahatsızlık belirtisi. Narsist bir palyaçonun acıklı performansını izliyoruz.

Mevcut gerilimin ortaya çıkardığı apaçık bir netice var: İran rejimi, bırakın zayıflamayı veya çökme belirtileri göstermeyi, aksine eskisinden daha güçlü ve sert hale geldi. Hamaney ve diğer üst düzey isimlerin birbiri ardınca öldürülmesi, Şiî inancının temellerinden "ölüm kültü"nü besleyerek canlandırdı ve halkın rejimle kurduğu itikadî bağları daha da güçlendirdi. Verilen her bir "aziz kurban", halkın muhayyilesinde tâ Kerbelâ'ya kadar uzanan bir duygu zinciri oluşturarak, yönetime verdikleri desteği artırdı. Açıkçası, Amerikan ve İsrail yönetimlerinin Şiî inancının İranlıların siyasal yönelimlerini hangi kanallarla ve ne yönde beslediğine dair hiçbir fikirlerinin olmadığı anlaşılıyor. Kendisi tam bir seküler-münkir konumundaki Rıza Pehlevî de bu konuda kapılarına yüz sürdüğü Hristiyan-Yahudi efendileriyle aynı noktada duruyor.

Rıza Pehlevî'nin bir diğer gülünç özelliği, mensup olduğu ailenin İran halkının şuuraltında neyi temsil ettiğini düşünmeye veya hatırlamaya yanaşmaması. 1925'ten 1979'a kadar İran'ı yöneten Pehlevî hanedanı, her türlü yolsuzluğun, fesat ve ifsadın simgesi olarak anılıyor bugün. Hanedanın kurucusu Rıza Şah'ın, 1934'teki meşhur Türkiye ziyaretinin hemen ardından uygulamaya koyduğu tepeden inme ve cebrî Batılılaştırma çabaları, hâlâ nefretle hatırlanıyor. Dağ başlarındaki ücra köylerde bile kız çocuklarının ve genç kadınların başörtülerinin zorla açılarak, hepsinin tepesine birer fötr şapkanın oturtulduğu trajik fotoğraflar var o dönemden.