Kudüs'ün uzun ve sancılı tarihinin İslâmî safhasında başlıca üç dönüm noktasından söz etmek mümkündür:
İkinci Râşid Halife Hz. Ömer, 638'de şehri Müslümanlar adına bizzat teslim almış, ardından onun yaptığı düzenlemeler Kudüs'te kendisinden sonra gelecekler için gerçek anlamda siyasî bir numune-i imtisale dönüşmüştür. Kudüs'ün hem el değiştirme biçimi hem de akabinde kurulan muazzam sistem, gelecekte Osmanlı İmparatorluğu'nun Hristiyanlardan alınan topraklarda tesis edeceği yönetim anlayışının da örneğini ve temelini oluşturmuştur.
Haçlıların 1099'da gerçekleştirdiği barbarlıkla başlayan Frenk işgali döneminde Kudüs derin acılara gark olmuş, şehrin tarihî ve kültürel dokusu ciddi yara almıştır. Frenkler sadece Müslümanlara değil, kendi Ortodoks dindaşlarına da saldırmışlar, böylece tarihin gördüğü en vahşi istilalardan birine imza atmışlardır. İşgalden 88 yıl sonra, 4 Temmuz 1187'de Salahaddîn Eyyûbî komutasındaki İslâm ordusunun Hıttîn'de kazandığı zaferin akabinde Kudüs yeniden İslâm'ın bağrına dönmüş, emin ellere teslim edilmiştir.
Yavuz Sultan Selim Han'ın 1516'nın sonu ilâ 1517'nin ilk aylarını kapsayan Bilâdüşşâm-Hicaz-Mısır seferi, bugünkü Ortadoğu'da dengeleri değiştirmiş, böylece sonraki 401 yıl boyunca kesintisiz biçimde devam edecek olan "Osmanlı asırları" başlamıştır. Bu dönemin, Kudüs'ün tarihindeki en sakin ve istikrarlı zaman dilimi olduğunda tarihçiler büyük ölçüde hemfikirdir. 9 Aralık 1917'de Osmanlı'nın bölgeden çekilmek durumunda kalmasıyla birlikte başlayan acılar, bugün hâlâ bütün sıcaklığı ve gerçekliğiyle yaşanmaya devam etmektedir.
Kudüs'ün tarihinde birer dönüm noktasını başlatan bu isimlerden ilki, Hz. Ömer, Arap'tır. Salahaddîn Eyyûbî Kürt'tür. Yavuz Sultan Selim ise Türk'tür. Her üçü de Kudüs meselesine tamamen İslâmî bir pencereden bakmış, attıkları her adımı aynı düşünceyle atmış ve İslâm'ı davalarının ana nirengi noktası haline getirmiştir. Kudüs, tarih boyunca, farklı milletlerden Müslümanların ortak davası ve ortak paydasına dönüşmüş bir şehirdir. Ve belki bugün bize verdiği en büyük derslerden biri de budur.
Bu meyanda Salahaddîn Eyyûbî'nin bir hususiyetinden daha bahsetmek icap eder:
Kendisi Büyük Selçuklular adına Bilâdüşşâm havzasında söz ve iktidar sahibi olan Türk hanedan Zengîlerin emri altında faaliyet göstermiş, askerî ve siyasî kariyeri boyunca İslâm'ı asla hiçbir dava ve iddianın önüne geçirmemiştir. Türk Zengîler ve Kürt Eyyûbîler ortak düşmana karşı el ele vermiş, kol kola girmiş ve düşmanın İslâm topraklarından sökülüp atılması için birlikte hareket etmiştir. Bu öylesine derin bir iş birliğidir ki, Halep ve Şam Atabeyi Nûreddîn Zengî'nin Kudüs'ün Haçlılardan temizlenmesi hayalini, kaldığı yerden Salahaddîn Eyyûbî gerçekleştirmiştir. Salahaddîn, Nûreddîn'in Halep'te inşa ettirdiği ve Halep Ulu Camii'ne yerleştirdiği muhteşem ahşap minberi Mescid-i Aksâ'ya taşıtmış, Kıble Mescidi'ne yerleştirmiştir.

6